Armağan Can

…artık geleceğin de geleceği yok.
Tahsin Yücel, Gökdelen

Temiz, arındırılmış, tam da olması gereken ısıda suyla tazelenmiş evinde, kendine hedef belirlediği kayalıklara doğru bir hamle daha yapmaya karar verdi. Turuncu kuyruğunu titreterek dipte yer alan kumları oynattı. Bir yüzgeç hareketiyle yeşil yosunlara ulaştı. İçini kaplayan heyecan ve umutla ağzını açtı, sudan kocaman bir oksijen aldı, kendini kayalıklara doğru fırlattı. En tepeye ulaşmıştı. Bir baş sonra sonsuzluğa kavuşacaktı. Solungaçlarından suyu boşaltırken kendini boşluğa bıraktı. Turuncu kuyruğu sanki suyun içinde zarafetle dans ediyordu. Gözünün önünden renkli renkli baloncuklar uçuşuyordu. Huşu içinde gözlerini kapattı. Kendi gibi pek çok balığın olduğu, özgürce yüzdüğü, korkmadığı bir dünya hayal etmeye başladı. Gövdesi sert bir zemine çarpınca gözlerini açtı. Başladığı yerdeydi.

“Anne bu balığın bir sorunu var galiba. Devamlı aynı şeyleri yapıp duruyor,” dedi çocuk.

Televizyona bakar gibi gözünü bile kırpmadan akvaryuma bakıyordu. Yedi yaşındaydı. Düz sarı saçları gözünün önüne geldiği için devamlı eliyle arkaya itiyordu. Zayıf, hareketleri ağır, konuşması yavaştı. Evin hem yemek yenilen hem de oturulan odasında pencerenin hemen sağında duran masanın önündeki sandalyeye oturur, sık sık akvaryumun içindeki balığı seyrederdi. Kafasını biraz sola çevirse perdesiz pencereden rahatça sokağı görebilirdi. Bomboş, tam anlamıyla boş bu sokaklarda yürümeyi hayal ediyordu. Belki kendi gibi birkaç çocuk da olurdu. Hatta belki top oynarlardı. Kararlıydı bir gün şu kapıyı açıp sokağa çıkacaktı. O gün niye bugün olmasın diye düşündü. “Hah işte! Balık yine kendini boşluğa bıraktı” diye konuştu. Tam bu sırada bir el saçlarını okşadı.

“Yemek hazır, öğle yemeğini mutfakta yiyelim mi?” dedi anne.

Uzun düz saçlarını tepede kuyruk yapmış olan kadın, fısıldar gibi konuşuyordu. Ses tonu biraz yükselse sanki evdeki tüm cam eşyalar kırılacaktı. Bir şeyleri devirmekten korkar gibi sakınarak yürüyordu. Oysaki yatak odasının penceresinden ufak bir köşesi görünen parkta koşmayı, kollarını öne arkaya savurmayı, bacaklarından güç alarak ayaklarını hızla yere vurmayı hayal ediyordu. Kararlıydı bir gün o parka gidecekti. O gün niye bugün olmasın diye düşündü. “Ah! Baban gelmiş, hiç duymamışız” diyerek oğlunun saçlarını tekrar okşadı.

“Üst sokakta bir ev gösterecektim. Müşterinin işi çıktı gelmedi,” dedi baba.

Elindeki telefonu, cüzdanı, arabasının anahtarını, göstereceği evin anahtarını, kendi evinin anahtarını akvaryumun yanına bıraktı. Ceketini çıkarıp askıya astı. Aynada düz sarı saçlarını sağ elinin baş, işaret ve orta parmaklarını kullanarak sağa doğru yatırdı. Kravatını düzeltti. Böyle işinin beklenenden erken bittiği zamanlarda eşofmanını giyip, termosa kahvesini doldurup, garajda çürümeye bıraktığı kamp sandalyesini arabanın bagajına koyup şehirden uzaklaşmak istiyordu. Direksiyona oturunca sol camı açıp, bağıra bağıra eşlik edebileceği bir şarkı dinlemeyi hayal ediyordu. Tüm aşırılıklarından soyutlanmış hareketlerine biraz ritim katmak, heyecanlanmak istiyordu. Kararlıydı bir gün bu yolculuğa çıkacaktı. O gün niye bugün olmasın diye düşündü. Turuncu balık kuyruğunu titreterek süzüldü. Çocuk kafasını çevirmeden akvaryumu seyre daldı. Kadın çocuğun saçlarını okşadı. Adam kravatını düzeltti.

Sonsuz kere sonsuz aynı şeyi tekrarlamak yorgunluktu. Hem de dinlenerek geçmeyecek bir yorgunluk. İşi tekrarları kontrol etmek olan adam her hücresine kadar yorgundu. Şimdiki işi, sokakta oynamak, parkta koşmak, yolculuğa çıkmak gibi hayalleri olduğunu hissettiği bu aileyi denetlemekti. Sistem bir süredir uyarı veriyordu. İlk sinyal kabarcık sesi şeklindeydi. Hiçbir anlam verememişler yakın takibe almışlardı. Burada insanları kontrol edebilmek için hafızalardan anılar, yaşanmışlıklar siliniyordu. Geçmiş olmadan, sadece bildik, tekrarlanan hareketlerle bugün yaşanıyor, gelecek hayal dahi edilmiyordu. Sonsuz kere sonsuz aynı günün yaşandığı bir ömürdü istenen. Hatırlamadığı kadar uzun zamandır bu işte çalışıyordu ve hayaller ekrana düşünce yaşanan karmaşa gibi bir an hatırlamıyordu. Doğrusu hatırlamasına izin verilir miydi, bunu da bilmiyordu. Bir şeyleri hatırlayıp, herkese örnek olması için şehrin meydanında cam bir evde tutulan deli kadın gibi olmaktan korktu. Tuvaleti, banyosu bile camdan olan bir evde yaşıyordu. İçeri ses gidiyor ama onun sesi dışarı çıkmıyordu. Ne söylediği duyulmuyor ama hareketlerinden bağırdığı anlaşılıyordu. Hiç açılmayan kapısının üstündeki ışıklı levhada “Hatırlamak Deliliktir” diye yazıyordu. O her şeyi hatırlıyordu. Çocukluk anıları varmış. Patlayan kırmızı balonunu, sevdiği yavru kediyi, annesinin yaptığı yemeğin kokusunu hatırlarmış. Söylenen sözleri, söylediği sözleri unutmazmış. Nasıl beynine sığdırıyor acaba? Sığdıramadığı için delirdi işte, diye düşündü.

Bir pazar gezisiydi. Kadın ve adam çocuğun elinden tutmuş camdan evi, deli kadını görmeye gitmişlerdi. Hep giderlerdi. Herkes hep giderdi. Yavaş hareketlerle tüm evin etrafını dolaşırlar, kadını seyrederlerdi. Ama o gün kadın evin içinde görünmüyordu. Mutfak, oturma odası, yatak odası, banyo, tuvalet boştu. Evin kör bir noktası mı vardı acaba? İki tur attılar. Kadın yok. Kendi gibi çocuklarının elinden tutan anne babalar mırıldanmaya başladı. Mırıltılar birleşince uğultuya dönüştü. Kıpırdanmaları sağa sola doğru biraz daha hızla dönmeye başlayan kafaların hareketleri izledi. Omuzlar dikleşti, gözler parladı. Sesler, uğultudan biraz daha yüksek çıkmaya başlamıştı ki gökyüzünde siyah bir leke halinde helikopter göründü. Sesi tüm meydanı kaplayarak yaklaştı, cam evin çatısına indi. Kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Sessizliği bir çocuğun çığlığı bozdu. Deli kadın yatak odasındaki yatağın altından çıkıyordu. Kollarından kan damlıyordu. Olabilecek en hızlı hareketlerle cama yaklaştı. Sağ bileğinden damlayan kanları sol avcuna biriktirmişti. Sağ işaret parmağı ile cama “Isır” yazdı. Bağıran çocuk, çocuğun anne ve babası yazıyı okudu. Birden ev karartıldı. Adam kolunu ısırdı. Kadın kolunu ısırdı. Çocuk, anne babasına bakıp kolunu ısırdı.

Sonsuz kere sonsuz aynı olan günlerde fark yaratan dişlerin izleri kollarındaydı. Nasıl olmuştu? Hatırlayamadılar. Bir süre sonra baba bir kavgada hırsını alamayıp karşısındaki adamın omzunu ısırdığını hatırladı. Anne, ilk gençliğinde sevişirken boynunu ısıran bir adamı, çocuk, açık kapıdan eve gelen köpekle oynarken köpeğin parmağını ısırmasını hatırladı. Turuncu balık suyun yüzeyine çıkıp sıçradı. Çocuk kafasını sola çevirdi. Kadın, kollarını ileri geri esnetti. Adam, kravatını çıkardı. Denetçi panikle alarm düğmesine bastı.

Armağan Can