Dimitri Verhulst dünyanın sıkıcılığından kaçmak için bunama taklidi yapan bir adamın hikâyesini anlatırken bir yandan da okura şu soruyu sorar: Hangisi daha iyi: Ağzına sıçılan bir hayat mı, yoksa altına sıçtığın bir hayat mı?

Dimitri Verhulst, Belçika’nın kendine has yazarlarından biridir. 1972’de doğar Verhulst. Yaşadığı evde kavga gürültü eksik olmadığından şiddet içinde büyür. Anne ve babası boşandıklarında iki ev arasında mekik dokuyarak yersiz yurtsuz bir çocukluk geçirir. Bu da yetmez, annesi onu evden kovar, babası sürekli intihardan bahsedip durur. Başka bir çaresi kalmayan Verhulst nihayetinde koruyucu bir ailenin yanına yerleşir ve onların himayesinde büyümeye başlar.

Ömrü boyunca bir sürü işte çalışıp sık sık kovulan Verhulst’un ilk yazı denemeleri ilkokul yıllarına rastlar. Dokuz yaşındayken sevgilisine bir şiir yazar. Şiirin “ibne işi” olduğunu düşünen babası bunu öğrenince, Verhulst’u “erkekliğe” döndürmek için futbola yazdırır, ancak bütün bu saçmalıklar Verhulst’u engellemez. Edebiyat onun için adeta bir kurtuluştur. Yaşadığı hayatın pisliğinden kaçıp edebiyata sığınan Verhulst’un sarsıcı kitaplar kaleme almasının nedenlerinden biri de budur.

STRATEJİK BİR PLAN

Verhulst’un Türkçeye iki kitabı çevrildi. İlkinin adı Çölde Kutup Ayısı, diğerinin adıysa Geç Kalan. İkisi de İthaki Yayınları etiketine sahip ve ikisinin çevirmeni de Erhan Gürer.

Geç Kalan, Désiré adlı bir kütüphane memurunun hayatına odaklanır, dahası onun oynadığı bir “oyuna.” Uzun yıllardır evli olan ve iki çocuğu bulunan Désiré, ailesinin, özellikle de eşinin baskısından çok bunalır ve bütün bunlardan nasıl kurtulacağını düşünmeye başlar. Cevabını da çok geçmeden bulur; çözüm bunamaktır.

Désiré aslında müthiş bir hafızaya sahiptir. Yıllardır kütüphanecilik yaptığı için en dipte köşede kalmış bir yazarın bile bütün eserlerini, hangi rafta olduğuna kadar hatırlar, ancak komşusunun ismini, bazı telefon numaralarını sürekli unutur. Ailesi de sadece bunu bilecek kadar onu tanıdığı için bunama numarası işe yarar.

Désiré yine de temkinli davranır tabii, planını adım adım ilerletir: Önce yalan yanlış şeyler satın alır, sonra alakasız yerlere gidip kaybolur ve nihayetinde abuk subuk şeyler söyleyip kimseyi tanımaz ve böylece huzurevine kapağı atar.

EVLİLİK CEHENNEMİNDEN KAÇIŞ

Geç Kalan, Désiré’nin Kış Güneşi Geriatri Kurumu’nda geçirdiği ilk aylarının ardından başlar. Désiré huzurevindekileri bunadığına inandırmak için bir sürü şey yapar; yardıma muhtaç biri gibi davranır, bir yere oturup saatlerce boş boş bakar, hatta utanıp sıkılsa da her gece altına pisler.

Dimitri Verhulst

Verhulst bütün bu ayrıntıları trajikomik bir üslupla anlatırken evlilik kurumunu hedef tahtasına koymaktan çekinmez. Bu noktada ilk karşımıza çıkan ilişki Désiré’ninkidir. Yıllar yılı süren, dışarıda “tamamen normal” görünen ilişkilerin, içeriden ne kadar yapay ve çürümüş olduğunun en güzel örneklerinden biri olan bu evlilik, sınırların giderek kaybolduğu bir emir-komuta sistemine döner, ama bunu Désiré’den başka kimse fark etmez. Düzenli ilişkiye sahip olan oğlu ve kızı da anlamaz bu değişimi, onlar da kendi cehennemlerinde acı çekmektedirler.

Sorunsuz tek ilişki Désiré ile Rosa arasında yıllar önce bir dans partisinde başlayıp biten üç beş dakikadan ibarettir; yani yaşanmamış bir ilişkidir bu. Désiré Kış Güneşi Geriatri Kurumu’nda Rosa ile karşılaşır, bu da Désiré’nin orada kalmaya devam etme nedenlerinden biridir.

HANGİSİ DAHA İYİ?

Verhulst bir yandan aile kavramını eleştirirken bir yandan da ölüm fikrini tartışır. Cenazeden cenazeye bir araya gelen, içlerinde Désiré’nin de olduğu bir arkadaş grubu bir yan hikâye olarak ölüm fikrini her daim canlı tutar. Bu da onları hem birbirlerine bağlar hem de birbirlerinden uzaklaştırır.

Aslında temel mesele görmekte saklıdır; görüyorsan aynı yalanı yaşamaya devam edemezsin. Désiré geç de olsa görmeye başladıktan sonra, başta ailesi olmak üzere herkesi kandırarak pasif bir direnişe geçer. Onun direnişi eylemsizlik üzerine kuruludur.

Verhulst bu fikri çok güzel şekilde işler. Désiré’nin trajikomik hallerini, içten içe hissettiği şeyleri istismar etmeden anlatır. Ne bunak Nazi subayını ölü bir Yahudi olarak korkuturken, ne başka bir hasta tarafından çevirdiği numaranın anlaşıldığı zaman metinle kurduğu mesafeyi yitirir.

Yaşamın ölümden beter olduğu pek çok an vardır. Bazıları bu anı bütün ömrünce yaşar. Verhulst dünyanın sıkıcılığından kaçmak için bunama taklidi yapan bir adamın hikâyesini anlatırken bir yandan da okura şu soruyu sorar: Hangisi daha iyi: Ağzına sıçılan bir hayat mı, yoksa altına sıçtığın bir hayat mı?

Okan Çil