Çocuk kitaplarının adları çocukları kitaba çekmek açısından önemlidir. “Gergedanlar Krep Yemez” adı “Sahi gergedanlar nasıl beslenir?” diye düşündürecektir. Ot obur hayvanlar… Bitkiler, yapraklar, meyveler… Doğanın sundukları. Bu durumda “Gergedanlar krep yemez,” doğru bir yargı. Oysa zaman zaman doğru dediğimiz yargılar, önyargılara dönüşerek önümüzü kesmez mi? Belki de bu -maz, -mez’le biten cümleleri hayatımızdan çıkarmayı düşünmeye başlasak iyi olacak. Yazarın ilk iletisi bu olsa gerek çünkü kitabın kapağını açar açmaz krep sever bir gergedanla tanışacağız.

Kitabın ilk sayfasında Begüm’ü kahvaltı masasında görürüz. Önünde Fransız kahvaltılarının vazgeçilmezi krep. Birden yanından mor bir gergedan geçer. Geçerken de Begüm’ün önündeki tabaktan bir krep alır. Begüm ne gergedanın mor olmasını ne de mutfaklarında bir gergedan bulunmasını yadırgar. Onu rahatsız eden gergedanın kabalığı olur. Önündeki krebi alırken Begüm’den izin istememiştir. Bu, biz yetişkinler için öncelikli olmayabilir. Çocuğun dünyasında işler bizimkinden farklı yürür.

Çocuk kitaplarında giriş bölümü çocuğu kitaba çekebilirse okurlarını kazanır. Bu yönüyle değerlendirdiğimizde bu kitabın giriş bölümü ilgi çekiyor ve merak uyandırıyor. Bir evin mutfağında hem de mor bir gergedan… Begüm, bu durum karşısında ne yapacak? İlk düğüm atılıyor. Kitapta sağlam bir olay örgüsü var. Olaylar, neden sonuç ilişkisiyle birbirine bağlanarak gelişiyor. Atılan düğümler merak duygusunu canlı tutuyor.

Begüm, mor gergedanı (böyle bir durumda tüm çocukların yapacağı gibi) haber vermek üzere annesinin yanına koşar.

Karşımızda nasıl bir anne var? Büyükçe bir döner koltukta oturan anne. Kucağında dizüstü bilgisayarı. Bilgisayarla meşgul. Bir yandan da telefonla konuşur. İşi başından aşkın. İş kadını. Kolundan çekiştirip dikkatini çekmeye çalışan Begüm’ün sözünü tamamlamasına izin bile vermez. Kızının sözünü kendince tamamlayıp evde kocaman bir örümcek olduğu sonucuna vararak onu babasına gönderir. Babası örümceği hemen alıp atacaktır. Korkacak bir durum yoktur.

Karşımızda nasıl bir baba var? İçi asılacak çamaşırlarla dolu koca bir sepeti merdivenlerden indiren, çamaşırları asmaya götüren bir baba. Onun da işi başından aşkın görünür. Ev işi yapar. Alışılagelen kadın ve erkek rollerinin dışında bir anne ve baba… Yazar bu duruma ilişkin hiçbir yargıda bulunmayarak işi çizere bırakır. Çizer de çocuğa. Öykü ve resimleme birbirini çok güzel tamamlamaktadır. Yazar ve çizer el ele vererek iletilerini çocuğa sessiz sedasız ama etkili bir biçimde verirler. Sözün uzamasına, yazarın anlatma telaşına düşmesine gerek kalmaz. Çizer onu tamamlar.

Yeniden kitaba dönecek olursak babanın tutumu da anneden farklı değil. O da kızının sözünü tamamlamasına izin vermez. Örümcek biraz bekleyecektir. Ayrıca örümceğin öldürülmeyip dışarıya atılacak olması dailetisi yönüyle değerli. Hayvanların yaşam haklarına saygılıyız.

Bir öykü kahramanı olarak karşımızda nasıl bir çocuk var? Canı sıkılan bir çocuk. Anne babası işten eve geç döner. Evde olduğu zamanlar da işlerden başlarını alamazlar. Begüm, bir köşeye çekilip suratını asmaz ya da yakınıp durmaz. Çözümü hemen bulur: Mor gergedanla oynamaya başlar. Parkta oyun oynar, mutfakta pizza yapar, salonda birbirlerini gıdıklayıp şakalaşırlar. Yazar, yarattığı karakterle çocukları Begüm gibi kendi kendini oyalayabilen bir çocuk olmaya çağırır.

Anne baba bu yeni arkadaşın farkında değildir. Ne zamana kadar? Krepler kayboluncaya kadar. “Kim yedi bir tabak dolusu krebi?” Begüm’ün “Mor gergedan” yanıtına verilecek karşılıkları hazırdır: “Gergedanlar krep yemez.” Begüm “Ben gördüm, mutfakta mor bir gergedan krep yiyor,” dese de bu, elbette olacak iş değildir. Gergedanlar evde yaşayamaz, ya ormanda ya da hayvanat bahçelerinde yaşar. Öyleyse olsa olsa bu mor gergedan, Begüm’ün hayali arkadaşıdır.

Anne babasına yine sözünü dinletemeyen Begüm üzgündür. Mor gergedan onu neşelendirmeye çalışır. Başaramaz. Begüm onu hiç dinlemeyen anne babasının ondan çok uzak oldukları düşüncesine kapılır. Mor gergedanın da ailesi çok uzaktadır. Gözünden bir damla yaş akar. Begüm, arkadaşını üzdüğü için üzülür. Ama bir karar da verir. Arkadaşının, ailesinin yanına dönmesini sağlayacaktır. Burada tek arkadaşıyla kurduğu empatiye dikkat edelim. Bencil değil Begüm. Neler yapabileceğini düşünür. Çözüm üreten bir çocuk. Balonla… Çok ağır. Şişme bot… Çok büyük. Bisikletini verse… Bisiklet kaskı ona çok küçük gelir.

Anne baba, Begüm’e kulak verdiklerinde bir sorun olduğunu fark edip onu çözmeye çalışır. Gergedanların hayvanat bahçesinde yaşadıklarını Begüm’e göstermek için hayvanat bahçesine gitmeye karar verirler. Begüm orada gerçek bir gergedan görecektir. Aslında karşımızda ilgisiz bir anne baba yok. İşleri başlarından aşkın, farkındalığa gereksinimi olan bir anne baba var.

Hayvanat bahçesinde bir ilan: “Kayıp büyük mor gergedan. Krep yemeyi çok sever.” Anne baba için artık her şey açıklığa kavuşmuştur. Koşarak eve dönerler. Gergedan gerçekten koltuğa kurulmuş krep yemektedir. Anne bu durum karşısında hayvanat bahçesini aramayı önerince mor gergedan onlara korkuyla bakar. Hayvanların yerinin hayvanat bahçesi olmadığı düşüncesi, dikkat edelim, tek bir sözcükle (korku) başarılı bir biçimde verilmektedir.

Baba, anneden farklı olarak mor gergedanın ailesinin yanına gitmeye ihtiyacı olduğunu dile getirince mor gergedana yol görünür. Begüm, artık kiminle konuşup oynayacaktır? Arkadaşını çok özleyecektir.

O günden sonra kimi şeyler değişmeye başlar. Anne babası artık son sözüne kadar Begüm’ü dinlemektedir. Bu harikadır.

Kitap, Begüm’ün oda kapısında beliren bir gölgenin (Bu, pembe bir kutup ayısıdır) onun yeni arkadaşı olacağını haber verirken ikisinin neler yaşayabileceklerini çocukların hayal gücüne bırakır. Belki de Begüm’le pembe kutup ayısını bekleyen yeni bir macera vardır.

Anna Kemp tarafından yazılan, Sara Ogilvie tarafından resimlenen, Gülbin Baltacıoğlu tarafından çevrilen “Gergedanlar Krep Yemez” okul öncesi çocuklar için kaleme alınmış gibi görünse de kuşkusuz onu anne babaların okumasında da yarar var. Zira bir çocuğun aklından “Her zamanki gibi yine kimse beni dinlemedi,” düşüncesi geçiyorsa belki de “Bu kitap aslında çocuklar için değil, büyükler için yazıldı,” diye düşünmek gerekir.

Sevda Müjgan Yüksel