İlhan Durusel

Falcımız bana Kırklareli’nden söz ediyor. Trakya’yı soruyor sonra. 

– Neden burdasınız?

– Nedenini bilmiyor musunuz? 

Biliyorum tabii. Yakında biriyle tanışacaksın, diyor, çok uzun boylu biriyle. Ama senin ırkından olmayacak o. Senin soyun aksoy; beysoylu biri o, durusoydan bir kadın. Tanıştığınız yer bir oda. Bu oda bir bina binanın içinde. Bu bina bir pansiyon. Bu bina bir kervansaray. O kervansaray bir hanın içinde, burası bir işhanı. Burası işhane. 

Sonra bana çocukluğumu anlatıyor. Bak, nerelerden geçtiniz de buraya geldiniz, bu kasabaya. Kaç evde oturdunuz? Kaç evden kovuldunuz? Sen başka bir şehirde doğdun, biliyor musun? Balıkçıların olduğu bir şehirde, eğitmenler sitesinin arkasında. Değnekçilerin ve taksicilerin ve yankesicilerin durağının karşısında. Ama ailen, yani annen, yani baban, geçici burda, başka yerli onlar, bu şehirden değil, nasıl gittiniz o şehire? Neden balıkçılar şehrine halikarnas deniyor, biliyorsun değil mi? 

Bu şehir kurtuluşunu senin soyuna karşı kazandı, biliyorsun değil mi? 

Dönmüş gelmişsiniz buraya, döne döne, dönme diyorlar size. Ancak döndüğünüzde aslında bir zamanlar olduğunuz kendinizsiniz. Döne döne gelip bulduğunuz bu yerde, işte burada, bir oda. 

Bir oda, bir kutu bir otel burası. 

Bir han, bir kervansarayın içinde. Buralı biri var. Adı Birhan. İşhanı burası işhane.


Falcı diyor ki, falcı şöyle diyor, sen diyor onlardan mısın? Onlardan değilsin sen. Bizden de değilsin.

Siz başka bir yerden geldiniz. Sizin nereden geldiğinizi biliyoruz biz diyor. 

Ben eve gidiyorum diyorum ki “ben Kürt olacam, Kürdüm ben”. 

Evden çıkıyorum, komşulara gidiyorum. Diyorum ki “biz Kürdüz, biz Kürdistandan geldik. Oradan taşındık buraya.”


İşte şimdi tam burada annen girecek şiire. Şiire girdiği anda şöyle diyecek:

Aileniz kapalı ama sizin ailenizin tuhaf kuralları var. Aileniz göçmen herkesin gözü üstünüzde.


O yüzden bütün yazdıklarıma giriyor aile. Oradan buradan başlayan cümleden ya da bir kenar notundan. Kederli. Şiddetli. Ve öfkeli ve bağırıp çağıran ve küfürbaz. Şimdi onların çocukluk hatıraları yani aile büyüklerinin çocukluk hatıraları senin hatıraların oluyor. Senin hatıraların oluyor yazdıklarında ailenin geçmişi. Bir aile hatırası gibi. Olmayan olmamış ham ya da içigeçmiş çürük. Çürük karpuz kamyondan fırlatılan. Bir düğünden dönerken şarampole yuvarlanan. 

Ya da kanlar içinde bir damat. Bir kan davası. 

Vuran da vurulan da Murad. 

Birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü…

Bir-iki-üç! Marş!

İlhan Durusel

Yazarın “Haftasonu şiir çalışır / Pazartesi romantik” adlı çalışmasından bir parça.