Mustafa Seyfi

bazen bir şehre en doğru şarkıyla girmek gerekir

bana böyle yürümeyi dizlerimdeki yaralar öğretti
kemiklerimde uhrevi bir piyano sesi
sonsuz bir cam patladı ciğerlerimde
her soluk alışımda cehennemî küfürler
kavgalar ve ayağımı bastığım dünyanın
yutması varlığımı, yirmisini geçmemiş
sakar bir cambaz gibi hırpalayıp duruşum
henüz tedavülden kalkmamış cesedimi
isterseniz beni buster keaton’a benzetebilirsiniz

bazen doğru şarkı her şeydir bir şehirde

karşımda güneşin penceresinden el sallayan
bir otogar soğuğu
altın rehberlerde ismi olmayan bir yolcuyum
ölmekten korktuğum yerlerde tükettim ömrümü
her şeyi erteledim – her şeyi, yaşamak dahil
hiçbir şey gelmiyor içimden şimdi, sigara içmek bile
iç cebinde ceketimin
tarihi geçmiş bayat camel paketleri

bazen bir şehri en doğru şarkıyla terk etmek gerekir

tenor bir baykuş öter uzun uzun
kurumuş bir dut ağacından yere çakılır gölgesi
bir şehre en uygun şarkı sessizliktir
omzundan tutup kaldırırım
sırtını sıvazlarım acemi cesedimin
üzülme derim
bütün bunlar her cesedin başına gelebilir
üzülme, insan ölmek istediği yere aittir
– beni isteseniz de istemeseniz de
buster keaton’a benzeteceksiniz

hiçbir şey gelmiyor içimden, ölmek bile

Mustafa Seyfi