Sıradan bir pop şarkısına gönderme yaparak, on iki saatte tamamlamak zorunda olduğu bir soruşturmanın üzerinde yarattığı baskıyı işte bu sözlerle dağıtmaya çalışıyor amir Erol.

Yardımcısı komiser Ufuk’la birlikte kasabaya Ankara’dan gönderilmişler. Ahşaptan yapılmış kayıp bir Lenin heykelinin bulunmasını sağlayıp başbakanın ve Sovyet yetkililerin geleceği açılışa yetiştirmek zorundalar. Neredeyse kasabadaki herkesi sorguluyorlar. Soruşturdukları kişilerin polaroid makineyle çektikleri fotoğraflarını panoya asıp sağa sola oklar çıkarıyorlar. İyi polis oluyorlar, kötü polis oluyorlar, deri kayışlarla göğüslerine bağlı silahları gösteriyorlar ama bir arpa boyu yol alamıyorlar.

Zaman ve coğrafya belirsiz. İsimsiz bir sahil kasabasında sahile vantilatörden Lenin heykeline kadar neler neler vuruyor. Kasabalılar Lenin heykelini almışlar, önce marangoza kırık burnunu yaptırmışlar, sonra da meydana dikip turist çekmeyi planlamışlar. Belediye başkanının karısı anahtarlıktan kahve kupasına kadar Lenin figürlü çeşitli hediyelik eşyanın yapılmasına destek olmuş. Durum Ankara’nın da ilgisini çekmiş. Başbakan, yanına Sovyet yetkilileri de alarak heykelin açılışını yapmaya gelecek.

Açılışa on iki saat kala heykel sırra kadem basınca, Erol ve Ufuk komiserler apar topar kasabaya geliyorlar. Barış Falay’ın canlandırdığı asabi Erol komiser, kızıyla geçirmeyi planladığı bir cumartesi günü böyle bir işle uğraşmaktan hiç memnun değil. Soruşturmayı çabucak sonlandırmanın peşinde. Yardımcısı Ufuk komiserin ceketi hep ilikli, dimdik oturup sakin sesiyle Erol komiseri sakinleştirmeye çalışıyor. Durup durup ellerini ıslak mendillerle siliyor ve pencereden dışarı bakarak zihninin ona sunduğu görüntüleri izliyor.

Yönetmen Tufan Taştan, senaryoyu yazar Barış Bıçakçı’yla beraber yazmış. Gerçek bir olaydan yola çıkmışlar. Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 90’lı yılların başlarında, hatta tam da 1993 yılında, o yıllarda Bolu’ya bağlı olan Akçakoca ilçesinin sahiline, Sovyetler’den denize atılan bir Lenin heykeli vurmuş. Heykelle ne yapılacağı o zamanlar hem kasabalıları hem de devlet yetkililerini çok meşgul etmiş. Sonuçta bir depoya kaldırılmış. Galiba o depoda durmaya devam ediyormuş.

Tufan Taştan, Barış Bıçakçı’ya “Lenin heykeli kasabanın meydanına dikilseydi ne olurdu?” diye sormuş. Barış “Film olurdu!” diye cevaplamış. Buradan yola çıkarak 2015 yılında bir senaryo yazmaya başlamışlar. Hikâyeyi önce çok mekânlı ve çok karakterli olarak tasarlamışlar. Ama ekonomik sebeplerle çekememişler. 2019’a gelince tekrar niyetlenmişler, mekân teke düşmüş ama karakter bolluğu ve zenginliği olduğu gibi kalmış.

Film tek bir mekânda geçmesine karşın, birbirinden renkli karakterler ve akıcı diyaloglarla sıkıcı olma riski bertaraf ediliyor. Sorguya alınan ve tiyatro, sinema, televizyon dünyasından tanıdığımız şahane oyuncular tarafından canlandırılan kasabalıların her biri, kendilerine özgü anlatılarıyla hikâyeye zenginlik katıyor. Sorgu odasının kasabaya ve denize doğru açılan penceresi, Saygın Soysal’ın canlandırdığı titiz komiser Ufuk’un zihninde yarattığı görüntülerle, sahne olarak tek mekân sıkıcılığının kırılmasının bir başka yolu oluyor.

“Bu senaryodaki her karakter kendi gündeliğiyle ana hikâyeye dahil olunca ister istemez kara mizah ortaya çıkıyor. Bireysel olan toplumsal olanla birleşiyor.” diyor Tufan Taştan. Polisiye ve kara mizah türündeki filmini on iki günde çekmiş. Oyuncuların bir kısmını önceden anıyormuş, bir kısmı arkadaşıymış, bir kısmıyla yeni tanışmış. Ama öyle iyi oyuncularla çalışıp öyle iyi bir sinerji oluşturmuşlar ki bazı sahnelerde tekrar bile almamışlar.

“Lenin mi kasabayı, kasaba mı Lenin’i değiştirecek?” sorusunun tatlı tatlı sorulduğu filmde Salih Kalyon’un canlandırdığı komünist Şinasi: “Ahşap Lenin heykelini çalsam ne yapardım? Onu fakirlere verirdim ki yakıp ısınsınlar. Tıpkı Lenin’in de isteyeceği gibi.” diyor bir sahnede. Binnur Kaya’nın canlandırdığı karakter, “Küçük bir hatayı büyütmenin en iyi yolu, onda ısrar etmektir!” diyerek komiserlere hayat dersi veriyor.

Tufan Taştan’ın film yönetmenliğinden önce tiyatroculuk, oyunculuk, yazarlık geçmişi var. Barış Bıçakçı desen edebiyatçı kimliğinin yanı sıra, 2017’de Pelin Esmer’le birlikte yine bir başka şahane film, İşe Yarar Bir Şey’in senaryosuna da imza atmış.

Film, 2021’de vizyona girmiş. 40. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye prömiyerini yapmış. 28. Adana Film Festivali’nde Ulusal Yarışma bölümünde seyircinin en çok ilgi gösterdiği film olmuş. 32. Ankara Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü almış.

Edip Cansever’in muhteşem şiiri Mendilimde Kan Sesleri’nin Ahmet Abi’si, Barış Diri’nin bestelediği, Seyyal Taner’in seslendirdiği şarkıda filme son noktayı koyuyor: “Gülemiyorsan ya gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir!”

“Sanatta ortak noktanın hikâyede düğümlendiğini düşünenlerdenim. İster tiyatro ister sinema, isterseniz resim yapın, hepsinin ortak noktası bence anlattığınız hikâyeden başlıyor,” diyor yönetmen ve ekliyor: “Biz bir masal bıraktık seyirciye, bu masal artık bizden çıktı, şimdi onların.”

Yani bizim. Çok şanslıyız.

Komünizm korkusu yüzünden yurdun dört bir yanının demir ağlarla örülme işinin bile yarım bırakıldığı bu topraklarda, içinden Lenin geçen bu cesur Sen Ben Lenin masalına keyifle sahip çıkalım.

Berrin Yelkenbiçer