Aşkın Güngör’ün çocuklar için kaleme aldığı Kahraman Korkak Babam’da okur, yanlış anlaşılmalara eklenen iletişim eksikliklerinin yol açtığı bir dizi olumsuzlukla karşılaşır. İnsanlar neden iletişim sorunları yaşar? Neden birbirlerini yanlış anlar? Bu sorulara verilecek yanıtların neler olabileceğini görmek için okurun, yazarın onu tanıştıracağı ailenin kapısını aralaması gerekecektir.

Bu aile anneanne, anne, baba, abla (Azra/Çalı) ve erkek kardeşten (Aras/Kıvırcık) oluşur. Öncelikle dikkatleri abla-kardeş ilişkisi çeker. Okurlar, bu ilişkide kendilerinden kimi izler bulacaktır. Aras, aralarındaki iki yaş farktan dolayı Azra’yı abla olarak kabul etmek istemez. Kedi köpek gibi didişip dururlar. Birbirlerinden gıcık kapan normal kardeşlerdir. Ama “Kavga eder, bağırır çağırır, kardeşinizi sevmekten vazgeçmezsiniz.” Altı çizilmesi gereken nokta da budur: Sevmekten vazgeçmemek. Aile, insana bu güveni verir.

Aras, annesinin, babasının ne kadar korkak bir adam olduğunu öğrendiğinde ondan boşanmak isteyebileceğinden de kaygılanır.

Yazarın ailenin değerini bilme konusunda bir farkındalık yaratmak istediği açıktır.

Bu arada ailenin en eğlenceli karakteri anneanneyi de selamlamak yerinde olacaktır. Anneannenin tarzı, ne sorarsan sor azarlama modundadır. Babayla ve torunlarıyla sürekli çekişme halindedir. Eteğindeki taşları dökmek için annenin eve gelmesini bekler. Zaten anneannelerin görevi de gün boyu olup bitenleri anneye yetiştirmektir. Okur, bu huysuz anneanneyi yine de sever. Bu nasıl oluyor derseniz onunla tanışmanız gerekecek. Yazar, anneannelerin babaannelerin, dedelerin de ailelerin bir parçası olduğunu unutanlara bunu anımsatmakta yarar görmüş olmalı.

Akran zorbalığı, bu kitapta dikkat çekilen sorunlardan bir diğeridir. Şamil ve Aras, birbirinden pek hoşlanmaz. Şamil, lakabının “Heybetli” olduğunu söylese de Aras ona “Şapşik” diye seslenmekte ısrarcıdır. Aynı biçimde Aras’ın “Kıvırcık” olan lakabı da Şamil’in dilinde “Kıvırtık”tır. Şamil, arkadaşının babasının korkaklığını tüm sınıfın gözleri önüne sererek eğlenmek ister. “Kıvırtık’ın babası bir korkak!” Bir çatışma sırasında, çevrede silahlar patlarken taksisinden inip sürünerek kaçar görünen kişi, Kıvırcık’ın babasıdır ve onu bu durumda yakalayan video da onun korkaklığının kanıtıdır. Videoyu yayımlayan nelerolmuşneler.com sitesi bunu cümle aleme duyurmaktadır. Bu arada İnternet ortamında karşımıza çıkan her habere itibar edilmemesi gerektiği de gözden kaçmaktadır.

Empati kurma becerisinden yoksun olan Şamil, bu davranışıyla arkadaşının onurunu kırabileceğini düşünemez. Korkak babaları birden Çalı ve Kıvırcık için utanç kaynağına dönüşür. Arkadaşları bundan sonra onlara acıyarak bakacaktır.

Babanın bu durumdan haberi olur mu? Sağlıklı bir iletişim, internette dolaşan bu videodan babayı haberdar etmeyi gerektirir. Bu olayın görünenin dışında görünmeyen bir yüzü de var mıdır? Oysa çocukları onun korkak olmadığını kanıtlayacak yeni bir video çekmenin ardına düşer. Babayı kahramanlık yapmaya teşvik edeceğiz derken aslında sahte bir kahraman yaratmanın ardına düştüklerinin farkına varmazlar. Biri 12, öbürü 14 yaşında iki çocuğun bulduğu çözümün nelere yol açacağını okur, kitabın ilerleyen sayfalarında görecektir. “Ben olsam ne yapardım?” diye düşünmeye başladığı noktada ise önüne yeni yollar serilecek, ufku açılacaktır.

“Kıvırcık” lakabını süper kahraman kimliğinin bir parçası kabul eden Aras için kahramanlık, örnek aldığı Örümcek Adam ya da Süpermen’de ifadesini bulur. Oysa kahramanlığın tek tanımı kötü adamlarla savaşmak değildir. Yaratmaya çalıştıkları sahte kahraman baba onları önce kendi halinde köpeğini gezdiren bir adamdan, bu plan başarısızlıkla sonuçlanınca çocuklarıyla bir kafeteryada oturan yine kendi halinde başka bir adamdan koruyacaktır. Nasıl bir koruma? İftiraları ve sataşmalarıyla öfkeye kapılan adamlar, onların üzerine yürüyünce babaları olaya el koyarak adamlara haddini bildirecektir. Oysa düşündükleri gibi olmaz. Çocuklar, kaba güce başvurmayı düşünmediği gibi bir de adamlardan özür dileyen ve onları da özür dilemeye zorlayan babalarını ezik olarak görecek kadar ileriye gider. Olup bitenlere tanık olan arkadaşları Sinan (Sırık) onları uyarmaktan kendisini alamaz: “Her şey yolunda gitseydi bile o planlarla babanızın kahraman gibi görünmesini sağlayamazdınız. Olsa olsa kavgacı gibi görünürdü.” Azra ve Aras, kahraman olmakla kavgacı olmak arasındaki sınırı gözden kaçırmaktadır. Babalarını kahraman olarak göstermek için yaptıkları planlar, babalarının onları kaba güçleriyle korumalarına yöneliktir. Çocuklar neden böyle düşünmektedir? Babanın önerilerinin (Ilımlı olun, anlayışlı olun, kibar olun, toplum içinde yaşadığınızı unutmadan hareket edin) toplumda gerçekten bir karşılığı yok mudur? Kaba gücü yüceltme, kabalık, hoyratlık nasıl olur da topluma egemen olmaya başlar? Yazar, okurunu bu sorular üzerinde düşünmeye çağırıyor.

Kitapta dilini doğru kullanmak, dilinin olanaklarının farkında olmak, diline sahip çıkmak gerektiğine de dikkat çekilmektedir. Bunlar, okuru eğlendiren ama eğlendirirken düşündüren bölümlerdir. Şapşik’in “Örtmenim!” seslenişine Türkçe öğretmeni hemen karşı çıkacaktır. “Öğretmenim. Örtmenim değil.” Çalı, “Okey!” diyen kardeşini “Türkçenin suyu mu çıktı!” diye azarlayacaktır. Sırık, “prodüksiyon” sözcüğünü söylemekte zorlanacaktır: Püredireksiyon. “Hayat memat meselesi” deyimi Kıvırcık’ın dilinde “hayat mezat meselesi”ne dönüşecektir. Deyimlerin yanlış kullanılması, söylenişleri karıştırılan sözcükler, Türkçenin yerini alan yabancı sözcükler altı çizilen sorunlardır. Bu sorunların nelere işaret ettiğine ve arkasında yatan nedenlere kafa yormak da okurlar için aydınlatıcı olacaktır.

Çocukların babalarını pelerinsiz bir süper kahraman olarak görme isteğini hoşgörüyle karşılıyor; okurlara eğlenceli, merak duygusunu sürekli canlı tutan, iletileriyle dikkate değer, yaşamlarının çok içinden bir kitapla karşı karşıya oldukları müjdesini vererek iyi okumalar diliyorum.

Sevda Müjgan Yüksel