Sadist gemi kaptanı baba: Nevzat, Akademisyen karısı: Ayla (Yaprak’ın annesi).

Yaprak’ın kardeşleri: Çınar, Servi, Ladin, Akasya.

Baba: Su, Anne: Toprak ve güneş, Yaprak: Ağaç olmayan, yarım kalan, sevgisiz büyüyen.

Baba: Şiddete eğilimli, Anne: Toprak gibi sürekli üreten ve büyüten; güneş gibi ısıtan ve aydınlatan.

***

Akademisyen olan ve eşinden beklediği sevgiyi göremeyen anne, çocuklarına ağaç isimleri koyuyor. Yaprak hariç.

Ayla’nın, insanlardan beklediği sevgiyi göremediği için içindeki sevgiyi doğaya yönlendirmesi.

Yaprak, romandaki ana karakter. Annesinin kendisini sevmemesinin nedenlerini araştırıyor sürekli, dedektif gibi iz peşinde. Ama ortada bir suç yok. Sadece araştırma süreci var. “Sana Kim Sarılacak: Yarı polisiye.”

Yaprak, annesi öldükten sonra kardeşlerini bir eve toplar. Mirası paylaştırırken, sürekli yüzleşmeler yaşamaya çalışır. Kardeşleri ile annesindeki sevgisizliğin nedenlerine inmeye çalışırlar. Aslında annesi öldükten sonra onu sevmeye çalışır Yaprak. Bunun için neden bulmak ister. Annesinin kendisine ve kardeşlerine sarılmamasını hatırlar. Çocuklar ve anne arasında bir temassızlık vardır hep. Zihinsel, fiziksel ve en önemlisi duygusal olarak. Huysuz ve ince eleyip sık dokuyan Yaprak ise genel olarak tüm kardeşlere mesafelidir.

***

Metafor: Temassızlık.

Benzetme öğesi: Ağaç isimleri.

Boşluk: “Her ne olursa olsun” akademik kariyere sahip ve güçlü bir karakter çizen Ayla, eşinden gördüğü şiddeti sürekli içine atıyor, uysal davranıyor. Oysa uysal bir karakter değil. Susuyor ama neyin karşılığında? Ağır Ceza Reisliği yapmış bir karakterin kendisine uygulanan şiddete sessiz kalması?

Boyut: Romanda karakterler; tarih, politika, ekonomi, hukuk, insanın sosyal bir varlık olmasının diğer boyutlarına dair ilişkiler ağına dahil olmuyor. Kendi aralarında kurdukları ilişkiler bütününde, bu alanlardan verileri yaşamlarına akıtmıyorlar. Bence bu, romanın farklı boyutlarının oluşmasının önündeki engellerden biri.

Renk: Nevzat adlı sadist baba karakter, bir gemi kaptanı. Bu özelliği romana akıcılık katan bir unsur yaratıyor. Birden bir limana ışınlanabiliyor ya da beklenmedik bir anda diğer karakterlerin karşısına çıkabiliyor. Farklı ülkelerdeki deneyimlerini roman içindeki karakterlerin zihinlerine çarptırabiliyor. Bu da garip diyebileceğimiz zihin çarpışmaları oluşturuyor.

Romanın Merkez Düşüncesi: “İnsan, sevgiyi neden esirger?”

Nevzat: Yaprak’ın babası, akademisyen annenin eşi. Nevzat’ın sadist şiddete varan eylemleri, annenin çocukları ile arasına bir set oluşturduğuna göre, romancı şunu mu demiş oluyor: Şiddet gören kişi bunu diğer insanlara sevgisizlik ve ketumluk olarak mı yansıtır?

Mekân: Bu romanın mekânı neresi diye düşündüğümde aklıma film seti gibi bir yer geliyor. Açık mekânlardansa, bir tiyatro sahnesi. Olaylar İstanbul’da geçiyor fakat “İstanbul’u dinlemeye” çalışan kişiler yok. Ne Tanpınar’ın uzun yürüyüşleri ne Orhan Veli’nin avareliğinden izler var. Herkes etrafındaki olayları fazlasıyla ciddiye alıyor ve gergin. Hastane odaları, anneden miras kalan evdeki en küçük ayrıntılar, Nevzat’ın korku salan birden köşeyi dönmesi. Mekânlar da ürkütücü. Romanın konusu ile örtüşme içinde.

Detay Çalışmaları: Romanda açıkça çalışıldığı belli olan üç detay araştırması var. Birincisi, ağaçların ekosistemdeki varoluşlarının detayları, ikincisi anne evindeki detayların tek tek ayrıntılı dökümü üçüncüsü ise hastanede kemoterapi gören birinin ihtiyacı olan tıbbi destek literatürünün detaylı dökümü. Üçü de başarılı çalışmalar.

Şiir:

Anneler ve Çocuklar

Anne ölünce çocuk
Bahçenin en yalnız köşesinde
Elinde bir siyah çubuk
Ağzında küçük bir leke

Çocuk öldü mü güneş
Simsiyah görünür gözüne
Elinde bir ip nereye
Bilmez bağlayacağını anne

Kaçar herkesten
Durmaz bir yerde
Anne ölünce çocuk
Çocuk ölünce anne

Sezai Karakoç

*

“Yaprak mısın
yaprağın gölgesi mi
(Ağacım diyemiyorum)”

Seyhan Erözçelik

*

Okur Yorumu: beyazperde.com /Serdar Akbıyık

“Rusya’nın dünya sinemasına hediyesi yönetmen Andrey Zvyagintsev çektiği filmler ile yerel olanı yakalayıp evrenseli tutturmak lafını en doğru şekilde hayata geçiren isim sinemada. 2003 yapımı Dönüş (Vozvrashchenie), 2014 yapımı Leviathan ile gönüllere taht kuran Zvyagintsev, Rusya’nın Oscar adayı olan Sevgisiz (Loveless) ile başarısını yineledi. Görünüşte kolay seyredilen ama aslında rahatsız edici ve sert filmlerin yönetmeni, Loveless’ta modern toplumun egoist dönüşümüne kamerasını çevirmiş. Üstelik bu sefer sadece yalnızlaşan insanı değil, bu yalnızlığının sonucu benliğini de kaybeden modern insanı tanımlamış.”

Ses: Romanlardaki anlatımdan, karakter seçimlerinden, bağlantısızlıklardan da zihnimize bir ses gelir. Romanlardaki boşlukları sesler doldurur. Bu romanda iki ses var. Rüzgârın ağaçların yapraklarını oynattığında çıkan tatlı sesi ve Yaprak’ın arayışları sonunda çıkmaza sürüklendiği yerlerde çalan yalnızlığın sesi.

Ümit Güçlü