Trude Teige, eserleri birçok dile çevrilmiş Norveçli bir yazar. Aynı zamanda bir çevirmen ve gazeteci. Toplamda on romanı ve iki de kurgu dışı eseri bulunuyor. Genellikle polisiye romanlarıyla dikkat çeken yazar, zaman içinde birçok ödüle layık görülmüş. Fakat asıl, Büyükanne Yağmurda Dans Etti romanı ile edebiyat dünyasında ses getirdi. Biz de yazarın 2015 yılında yazdığı bu kitabı ile yakınlarda tanışma fırsatı bulduk. Ketebe Yayınları etiketiyle okurlarıyla buluşan kitabın çevirisi Ayşe Erbulak imzasını taşıyor. Oyunculuk ve yayıncılık sektöründe önemli bir yere sahip olan Ayşe Erbulak’ın Norveççeden başka çevirileri de bulunuyor.

Büyükanne Yağmurda Dans Etti’de yazar, genç bir kadının hayatını ve kararlarını sorgulamasını, en önemlisi de tarihte yaşananları aktarıyor okurlarına. İkinci Dünya Savaşı’na Almanya ve Rusya düzlemi dışında bir Norveçli gözünden bakmamızı sağlıyor. Eğer bir savaş varsa bundan zarar görenin tek bir taraf olmadığını, ülkeler savaşırken o coğrafyada yaşayan halkın çaresiz kaldığını gözler önüne seriyor.

Juni otuzlarında bir kadın ve ailesinde sahip olduğu herkes –yani annesi, anneannesi ve dedesi– ölünce hayattaki yerini, geçmişini, kim olduğunu sorgulamaya başlıyor. Babasını, anneannesini, dedesini ve daha birçok şeyi… Evde bulduğu bir fotoğraf onu buna itiyor daha doğrusu. Büyükannesinin bir Alman askerle fotoğrafı ne sebeple olabilir ki? Yıllarca gizli kalmış bu fotoğrafın peşinden tarihin toplu tecavüz ve toplu intihar vakalarının içinde buluyor kendini. Biz de onun peşinden gidiyoruz merakla. Roman boyunca bölümler peşpeşe numaralandırılmış fakat okuyunca anlaşılıyor ki bir bölüm şimdiki zamanda, diğer bölüm geçmiş zamanda geçiyor. Şimdiki bölümlerde olaylar Juni’nin etrafında şekilleniyor ve onun ağzından anlatılıyor. Geçmiş ise Juni’nin büyükannesi Tekla’nın İkinci Dünya Savaşı esnasında yaşadıklarından oluşuyor ve biz bunu üçüncü kişi ağzından okuyoruz. Bu ikili anlatım bir yerde, ortak bir noktada birleşiyor. Bu nokta, Tekla’nın neden yağmurda dans ettiğine dair de fikir veriyor bize. Yağmurda dans etmek romanda fiziken gerçekleşen bir eylem olmakla birlikte yazarın bunu bir metafor olarak kullandığı da aşikar. Roman boyunca yağmura rağmen dans edebilmeyi zaman içinde öğrenen güçlü bir kadını okuyoruz çünkü.

Savaş üzerine yazılmış, özellikle de ikinci Dünya Savaşı’nın yıkıcılığını anlatan çok fazla kitap ve film var. Açıkçası esere başlarken bu anlamda alışageldiğimiz bir anlatı bekliyordum fakat hem yazarın dili hem savaş teması dışında değindiği diğer mevzular bu kitabı zihnimde çoğu eserden farklı bir yere oturttu. Yazar ana konuyu dağıtmıyor ama aynı zamanda kadın olma, anne olma, toplumda yalnız bir kadın olarak ayakta kalma, şiddet görme gibi meselelere de değiniyor. Bu bir aradalık, en çok sevdiğim noktalardan biri oldu kitapta. Bunun dışında yazar bu romanda minör ve majör iki acı örüntüsü kuruyor. Juni’nin kendi küçük/bireysel dünyasındaki acılar ve kendini gerçekleştirme mücadelesi ile dünya genelinde bir savaş etrafında yaşanan acılar ve insanların o esnada yaralarını sarma çabaları yer yer birbirine benziyor. Kişiler birbirine dönüşüyor romanın sonuna doğru. O yüzden Juni şöyle diyor:

Ona anneannemi ve yağmuru anlattım. “Ben buraya döndükten sonra kendimde onu görüyorum. Ağaçların arasında dolaşıyor. Bence dedem haklıydı. Yağmurda dans etmenin onu mutlu ve güçlü kıldığını söylerdi.” (Büyükanne Yağmurda Dans Etti, s. 133)

Son olarak bir de kötülük üzerine romanın verdiği mesajlara değinmek istiyorum. Savaşın kötülüğün iki taraftan da kaynaklandığını dinliyoruz romanda. Bunlar romanda Georg adlı karakter aracılığıyla dillendiriliyor fakat yazarın fikirleri olduğu anlaşılıyor. Yer yer akademik cümlelere yaklaşılıyor bu kısımlarda. “Kötülüğün ve yıkımın neredeyse bir tür erotik çekiciliğe sahip olduğuna, şiddette bir iyilik duygusu olduğuna dair teoriler var. Askerlerin yaşadığı yoğun dostluk, hayatta kalmanın kendinden geçmiş hâli, savaş alanlarında aşırı duygusal izlenimler, şiddette sarhoş edici ve baştan çıkarıcı bir güç olduğu anlamına geliyor. Daha da fazlası, hızla bir intikam fikrine yol açan bir onur kuralı vardır: aynı yollarla misilleme yapmak, cinayete karşı cinayet, tecavüze karşı tecavüz.” diyor Georg. Her ne kadar, yazdığı tezi için bu konular üzerine araştırma yapan bir karakter olsa da tüm bu kitabî cümleleri bir çırpıda, konuşma esnasında söylemesi yapay geliyor ve genel üslûptan ayrılıyor. Bu durumu yazarın mesaj kaygısı olarak yorumlamakla birlikte söylenenler üzerinde düşünmemek ve bu söylenenlere hak vermemek de mümkün değil elbette.

Savaşın yıkıcılığına dair ama aynı zamanda insanın kendisinin kim olduğunu bulmaya çalışmasına da odaklanan güzel bir roman okumak isteyenlerin beğeneceği bir eser Büyükanne Yağmurda Dans Etti.

O zaman yağmurda dışarı çıkma ve alkışları kabul etme zamanı!

Nagihan Kahraman