Ümit Güçlü

Her şey sona erdiğinde, geriye kalan son iki kişi de su tesisatçısıydı. Yağmurlu ve sisli bir günde yıkıntıların arasında karşılaştılar. Öteki ve Diğeri. Bütün evler, caddeler, iş yerleri, olağanüstü yetenekli mimarların tasarladığı yapılar, tamamı yok olmuştu. Diğerine, “şimdi ne yapmalıyız?” diye sordu. Öteki hiç aksatmadan, “yapacak bir şey yok, geriye kalan tüm harabelere su tesisatı yapmaya çalışacağız” dedi. “İkimiz bir olsak ve bir ay gibi bir sürede, bir evi tamir etsek, bu, yılda 12 ev, 10 yılda 120 ev, geriye kalan yaklaşık 60 senelik hayatımızda 720 ev eder.” “İyi de, bu hiçbir işe yaramaz” diye cevap verdi Diğeri. “Olur mu, geriye kalan zamanımızın tamamı su tesisatı olmadan geçmez.”

Yaklaşık 60 yıl sonra ev tamir edemez hale geldiklerinde Öteki, Diğeri’ne bakmaya başladı. Her gün yemek yaptı, sırtındaki yastığı düzeltti, eliyle su içirdi. Artık kendi de bakıma muhtaç hale geldiğinde, Diğeri’nin yanına bir yatak serip yattı. Sonra el ele tutuşup ölümü beklemeye başladılar. Önce Öteki, on beş dakika sonra da Diğeri öldü.

Ama geriye kalan son iki kişinin onlar olmadığı ortaya çıktı. Kayalar Vadisi’nde iki kişinin yaşadığı, ormanda yankılanan seslerin arasında ara sıra işitildi.

***

Her şey sona erdiğinde, geriye kalan iki kişi de hikâye anlatıcısıydı. Güneşli bir havada sapsarı bir tarlanın ortasında karşılaştıklarında ikisi de bombardımandan kaçıyordu. Günlerce meyve yiyerek yol uzatmışlar, şelalelerde yıkanmışlar, kurtların gözlerinden aldıkları ateşlerle ısınmışlardı. Birbirlerini görür görmez heyecanla sarılmışlar ve göz göze gelip biraz beklemişlerdi. İkisinin de çantası sarıydı. İçlerini açtıklarında defterlerini ve kalemlerini birbirlerinin önüne döktüler. Yazdıkları hikâyeleri okurken ikisinin de gözleri acıdı. Ara sıra midelerine giren ağrılardan yerlere kıvrandılar. Ayakları cümleleri okumaktan şişti. Derileri yanacak kadar ısındı. Hikâyeleri okuduktan sonra çantalarını toplayıp ters yöne doğru ilerlediler. Kayalar Vadisi’nin bir tarafını oluşturan büyük bir taş kütlesi devrilerek vadiyi yok etti. Taşlar, topraklar, su taşkınına neden olan akarsu, yakıcı güneş, köklerini üç diyar öteye ulaştıran çınar ağacı, hepsi birlikte geriye kalan son iki kişinin hikâye anlatıcıları değil, Öte Diyar denilen yerde yaşayan iki şair olduğunu söylediler.

***

Her şey sona erdiğinde, geriye kalan iki kişi de şairdi. Tanrı artık ortalığı toparlayacaktı fakat bu iki kişiye biraz daha vakit verdi. Bütün toz zerreleri ve mağaraların diplerindeki karanlıklar, bu iki kişiden başka kimse kalmadığı konusunda anlaşmışlardı. Öte Diyar’da kalan son iki kişi karşılaştıklarında önce sessizliği paylaştılar. Bir süre konuşmadılar ve güneş tam batmaya yaklaşırken ayağa kalktılar. Aşağı doğru baktıklarında her şeyin uçuştuğunu, yavaş yavaş ayaklarının altından kaydığını fark ettiler. Anladılar. Gece her zamankinden daha çabuk kararıyordu. Küçük bir ateş yakıp etrafında oluşan gölgeleri izlediler. Az bir süreleri kalmıştı. Birisi, yerden küçük bir dal parçasını alıp toprağa bir şeyler çizmeye başladı.

Ateş söndüğünde, ay kaybolduğunda, sanırız birbirlerini göremez oldular. Sözcüklerin içinde kaybolmuşlardı. Her şeyin isimlerini unuttukları için onlara yeniden isim aradılar. Birbirleri ile o yüzden hiç konuşamamışlardı. Hiçbir şeyi umursamaz olmuşlar, kendilerine yatacak yer dahi aramamışlardı. Diğerleri varken de böyleydiler. Gün, bir daha ışımayacaktı. İhtiyaçları olan aydınlığı taşların diplerinde aradılar. Kedilerin ve vaşakların gözlerinde.

Ümit Güçlü