Cihad Arslan’ın aziz hatırasına

8.Temmuz.22

Bugün Ankara’dan yola çıkıyoruz. İstikamet Kuzey Ege Krallığı! Yolculuk öncesi huzursuzlanmalarım başladı yine. Yolculuğun kendisi keyifli olsa da öncesi berbat. Değişmez bu.

***

Arkadaşım, eşi ve henüz bir yaşına bile basmamış kızları Öykü ile çıktık yola. Öykü’ye, senin çok güzel bir ismin var dediğimde alttaki iki minnak dişini göstere göstere güldü. Bu iyi. Çünkü on saat sürecek yolculuğumuza iyi bir başlangıç yapmış olduk. Öykü yol boyunca benimle çok ilgilendi, birkaç kez saçımı çekmeye kalktı, arada Ce-ee filan oynadık fakat molalarda pek yüz vermedi. Bozuldum ama belli etmedim tabii.

Afyon’u ve dahi Uşak’ı geçip Kula’ya vardıktan sonra bitki örtüsü değişmeye başladı. İşte dedik, memleket! Sadece bitki örtüsü değil, kokular ve renkler de değişti. İnsanın daha dönüş yolunda, yaklaşmakla bile içini sevinçle dolduran bir memleketi olması güzel. Bu his çok güzel. Oysa Kınık’a dışardan bakan biri –insanları ve bitki örtüsü müstesna– bir İç Anadolu kasabasından ayıramaz onu.

10.Temmuz.22

Yirmi yıllık gurbet insana çok şey öğretiyor. Son birkaç yıla kadar, 15 günlük bir memleket izni için bile 5-6 kitapla çıkardım Ankara’dan. Ya o karın ağrıtan kitap seçme ritüeli! Kitaplığın karşısında durur, hepsini alıp götürmek ister, önce kitapları ortaya döküp bir uzun liste yapar, sonra gözüm hepsinde ayrı ayrı kalarak 5-6 kitaba indirir, akılsız başın cezasını ayaklar çeker misali onca kitabı yüklenirdim. Peki sonuç ne olurdu sevgili dostlarım? Evet bildiniz, o kitapların hiçbirinin tek bir sayfasını daha açmadan Ankara’ya geri dönerdim. Kitapları taşımış olmakla kalırdım.

Artık akıllandım. Yine birkaç kitapta gözüm kalarak [hele “Fahri Petek: Bir Hayat, Üç Can”a ahlar vahlar ederek – çünkü Bergama yılları da var o kitapta Petek’lerin. Fakat çok hacimli ve büyük boy bir kitap.] da olsa yalnızca 2 [yazıyla iki, sadece iki] kitapla çıktım yola: Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları” ve Kadire Bozkurt’un yeni öykü kitabı “Buzkandilleri”. Rasim’in Mektuplar’ını daha evvel okumuştum fakat aslından! Bu sefer “sadeleştirilmiş” baskıya el atacağım. Her okumanın farklı bir tadı ve amacı olur çünkü. Kadire’nin yeni kitabını da Dikili’ye saklıyorum. Orada okuyacağım. Hatta belki denizli, biralı, Instalık bir fotoğraf bile çekip paylaşırım.

Ne diyordum: Daha baştan kendimi öyle teskin etmiştim. Kınık’taki kütüphane, Dikili’deki kitaplarım [hiç olmadı komşularım ve dostlarım Başak ve Çağdaş Küçük çiftinin kütüphanesine musallat olursun oğlum Onur dedim kendime] yeterdi bana. Başlangıç da öyle oldu: İstikamet dışı. Bir önceki memleket ziyaretimde İzmir’in en güzel kitapçısı Zorba’dan aldığım Ahmet Rasim’in “Eski İstanbul’da Hovardalık” [Fuhş-i Atik] kitabına el attım. Çok kötü bir baskı, dizgi hatalarıyla dolu, dahası kötü bir sadeleştirme olduğu da anlaşılıyor ama yine de onu okuyorum şimdilik.

Hem kitapsızlıktan ölünmez ya!

12.Temmuz.22

“Geldin yine birdenbire geldin yine / İçimdeki yazı hayvanı geldin yine” diyor ya Dağlarca. Buna benzer ya da yakın bir yoğunlukla yazma arzusunu tatmayanlar için ancak üzülürüm. Hele bu arzuyu hiç tatmadan, bu yazı baskınına uğramadan yazmayı sürdürenlere, ancak acırım.

13.Temmuz.22

Ankara’yla ilişkim tam bir aşk-nefret ilişkisine döndü. 20 yıldır Ankara’dayım, bunun ilk birkaç yılı şehirden nefret etmekle geçti. Sonra alıştım, yavaş yavaş sevmeye bile başladım. [Hoş, benim insanlarla ilişkim de böyledir; başta mesafeliyimdir. Yavaş yavaş severim.] Son birkaç yıldır ise yine nefrete yakın bir sevgisizliğe döndüm. Zorunluluklar olmasa Ankara’yı terk etmekte bir an tereddüt etmem.

Bunu yazarken bile, terk etmek derken daha içimin cız etmesi peki? Boşuna değil C. Süreya’nın Ankara için “iyi kalpli üvey ana” demesi.

Ama devamı da var:

“Biliyor musun başkentim nedense
Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de,
Sen yaslarına hiç yaslanmaz oldun
Ben acılarıma yeterince.”

14.Temmuz.22

Bana kalırsa Türkiye’nin en iyi kadın vokali o. İlk kez, Ezginin Günlüğü’nün 2003 tarihli “İlk Aşk” albümünde duymuştum sesini. Sonra başka albümlerde, pek çok konserde dinledim. Her dinlediğimde hayranlığım arttı. Tanışma, sohbet etme şansım bile oldu ki ne mutlu bana. Tanıdığım en muzip insanlardan biridir herhalde. Evet, Eylem Atmaca’dan bahsediyorum. En son, Daniska’yla birlikte söyledikleri “Kavuşmak İhtimali” şarkısında duyduk sesini. Umarım tez zamanda daha pek çok şarkıda ve uzun yıllar dinleriz Eylem Atmaca’yı.

***

Memlekette ve evde olunca televizyona sardım tabii. Bilgisayarla, cep telefonuyla erken ve ergen yaşlarda tanışmış olsak da bizim nesil aslen televizyon çocuğudur. Severiz televizyonu biz.

“Ankara Ekspresi” diye bir filme denk geldim: Başrollerde Ediz Hun ve Filiz Akın. Bir casusluk filmi gibi dursa da bugün halen devam eden “yakışıklı oğlan güzel kız” formülü işliyor filmde. Bol bol kır ve deniz manzarası ve şarkılar. Fakat arka planda 2. Dünya Savaşı yıllarındayız. Türkiye’yi işgal etmek isteyen Naziler [Nazilerden biri de Kadir İnanır] Filiz Akın aracılığıyla faaliyete girişirler. Ediz Hun da Türk tarafının istihbarat subayıdır. Olaylar gelişir ve nokta: Aşk, tüm hırslara, casusluk faaliyetlerine [ve Alman tarafı için tabii] kişinin vatanına, memleket sevgisine bile galebe çalar.

Esat Mahmut Karakurt’un 1946’da yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanmış film. Filmin bile Ankaralısı denk geliyor bu fakire. Kader.

18.Temmuz.22

siyah-beyaz olmayan haikular

denizden gelen
kokunun rengi nedir
üzünç mavisi

cırcır böceği
şarkısını söylüyor
keder yeşili

gecenin rengi
laciverdi bir özlem
güneş çekildi

zeytin yeşili
bir renk kuşanmış rüzgar
gurbete gitti

20.Temmuz.22

Eh, dünyada eşek yüküyle cümle var ama o cümlelerden bazılarını hiç edemeyeceğiz belli olur bazen. Söz gelimi bendeniz, “beni hiç akrep sokmadı” diyemeyeceğim artık. Çünkü soktu.

Dikili’de güzel insanlarla, dostlarla bir bağ evinde, hem de sazlı sözlü yiyip içecektik. Vakti kerahata yetişecekti soframız. Ve fakat güzelim bağ evine antremizi yapar yapmaz bizim akrep arkadaş, toprağı bol olsun, bütün akışı bozdu.

Ben artık kuvvetle muhtemel, Nazım’ın o güzelim “Akrep gibisin kardeşim, / korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.” dizelerini her duyduğumda bu akrep arkadaş gelecek aklıma.

Komşum Çağdaş, biladerim Uygar ve tabii bendeniz, akrep kardeşimi de yanımıza alarak [Dikili Devlet Hastanesi’nin Acil’deki doktorundan bir aferinbad da kaptık bu sayede] hastaneye intikal ettik. Akrep arkadaş ölü vaziyette bir poşetin içinde de olsa hep yanımdaydı. Önce serumumuzu yedik, sonra gözlem odasına geçtik. Koğuştaki diğer hastalarla sohbet ettik. En fazla 3 yaşında olan yatak komşum çok ağlıyordu ki anneannesi bir Magosa Limanı patlattı. Yatak komşum ufaklık dahil hepimiz sustuk, bir güzel dinledik.

Doğrusu, dostlarla geçirilecek rakı sofrasını kaçırmakla üzgünüm. Nedir, deniz manzaralı bu odada, yanımda akrep kardeşimle birlikte bu güzel türküyü dinlemekten de mesudum.

21.Temmuz.22

Dikili’nin Deliktaş köyündeki Şehit Cengiz Topel Ortaokulu öğrencileri, öğretmenleri Onur Çayanlar’ın rehberliğinde güzelim bir kitap çıkarmışlar ortaya: Deliktaş Şiir İmecesi. Adından da anlaşılacağı üzere, adaşım ve öğrencileri elbirliğiyle yapmışlar kitabı. Dikili Vakfı’nın desteğiyle de renkli ve resimli bu şiir seçkisi çıkmış ortaya. İlk baskı tarihi Mayıs 2022. [Umarım devamı da gelir.] Ha unutmadan, Onur’un dediğine göre, şair arkadaşlar Dikili’deki diğer okullara gidip şiir okumaları da yapmışlar.

Doğrusu bu verim, nereden bakarsanız bakın muhteşem bir iş olmuş. Şair arkadaşlar için unutulmaz bir deneyim, belki asıl değerini yıllar sonra daha iyi anlayabilecekleri bir şans bu. Başta şairler, sonra Onur Çayanlar ve katkı veren herkese minnettarım. Edebiyat bu çünkü, başka bir şey değil. Edebiyat, biz çağdaş yazarların yaptığı üzere sosyal medya faresi gibi ortalara dökülmek değil. Edebiyat en çok, bir köşeye çekilip üretmek. Okumak, okumak, okumak ve sonra da yazmak. Yazdıklarımızı, sadece onları paylaşmak.

5, 6 ve 7. sınıf öğrencileri olan 14 şair arkadaşın adlarını anmadan geçmeyelim: Burçak Çetin, Seyfullah Duru, Gizem Tekin, Gökçe Birol, Ümmühansu Aydın, Cemre Gava, Güldalı Öztürk, Yudum Demirel, Edilcan Aydın, Yağmur Gören, Bergüzar Demirel, Özden Aydın, Bektaş Dalkılıç, Deniz Ece Çayanlar.

Kitabın imece ruhuna aykırı düşmesin için, aşağıda alıntı yaptığım şiirin hangi şaire ait olduğunu yazmayacağım. Onu, kitabı edinme şansınız olursa, kendiniz görürsünüz:

“Savaşın üstünü
Barışla çizdim.
Renkli konfetileri,
Toplara dizdim.”

Onur Çalı

Kapak görselindeki bendenizin fotoğrafını Rukiye Yıldız çekti.