Tarık Dursun K. yazarlık hayatında geride bıraktığı 50 yılı ardından 2006’da “Hepsi Hikâye”[1] ile edebiyatımıza soluk olmaya devam eder. Kitabın ortalarında okur, “Deve Dikeni” adlı hikâyeye gelince bir tanıdıkla karşılaşmış gibi hisseder. Hikâyenin adı, hafızada bir sıçrama yaptırır. “Baragan’ın Dikenleri”[2] ile kurulmuş bir bağ karşısında mıyım acaba diye düşünür okur. Başlığın, çoğu okurun ortak hafızasında Istrati’nin kitabını çağrıştırması ihtimal dahilindedir. Satırdan satıra geçip sayfalarda kayboldukça gerçekten de kendimizi Baragan’da buluruz.

Hikâye, yazarın hayatının farklı dönemlerinde o coğrafyaya gitme isteğini vurgulamasıyla başlar. Istrati’nin kitabını okuyup da bu isteği duymayan var mıdır? Hazır fırsat çıkmışken bu isteği duyan okur bu paragrafı geçtikten sonra okumaya devam ediyorsa yolculuk için hazırdır zaten:

“Baragan’a gitmeyi her zaman istedim ben. Gençtim, istedim. Evlendim ve orta yaşlılığa yürüdüm, istedim. İşsiz kaldım, istedim. Cebimde mavi pasaportumla Adrien Zografi oldum, istedim.” (Tarık Dursun K., Deve Dikeni)

İşte az sonra Panait Istrati ile karşılaşacağımızın biraz örtük de olsa ilk ipucu. Zografi, Istrati’nin bir başka kitabından, “Arkadaş” adlı romanından. Aslında ipuçlarını bir önceki hikâyede vermeye başlar yazar. Bu hikâye “Baragan! Baragan!” adını taşır. Kısacık metinde Tarık Dursun K., Istarati’nin yazar Romain Rolland ile Paris’teki günlerinden söz eder. Burada durup Yaşar Nabi’ye bir merhaba diyelim. Nabi, Istrati’den çevirdiği Kira Kiralina[3] romanının önsözüne Rolland’ın kaleminden Istrati ile dostluğunu anlattığı bir metin de eklemiştir.

Biz K.’nın hikâyesine dönelim: En sonunda isteğini gerçekleştirir ve Baragan’a gelir, hem de tam zamanında. Tam zamanı demek; Rusya rüzgârı Muskal’ın çıkıp giderek artan bir hızla esmesi ve dikenleri söküp önüne katarak sürüklemesidir. Trenden iner, karşılayıcısı ile buluşur ve sohbet başlar. Bu karşılayıcının kim olduğunu sezeriz ama hikâye boyunca adı geçmez. Tarık Dursun K. onu ancak son sayfada açık eder: “Panait.”

Panait Istrati ve Tarık Dursun K.

Yazar, yolculuğunu fiziksel bir yolculuk gibi anlatır. İnandırıcılığını kaleminin gücüyle sağlar. Sahiciliği o kadar kesiftir ki, biran şüpheye düşüp imkânsız olduğunu bildiğimiz halde acaba iki yazar bir araya gelmiş olabilir mi diye sorarken buluruz kendimizi. Bu yanılgıyı sağlayan yazarın anlatım ustalığıdır. Başarılı bir kurgu ile zihinsel yolculuğunu fiziksel bir yolculuk gibi anlatır. Kuşkuya düşülecek kadar sahicidir.

Baragan’ı bir de Tarık Dursun K. anlatır bize, Istrati’nin anlatımının hiç de aşağısında kalmadan. Hem Baragan’ı anlatır hem dikenleri; rüzgârda nasıl savrulduklarını:

“Kolumdan çekiyor olmasına aldırmadan durdum. Tanrım, devedikenleri duyulmayan bir müziğin eşliğinde kimi kez yerçekiminden kurtuluyor; kimi kez kızgın ve küskün Baragan toprağına sürünürcesine iniyor, uzun ya da kısacık bir gezinti sonrasıyla yeniden havalanıyor…” (Tarık Dursun K., Deve Dikeni)

Yazar, bazı yerlerde Istrati’ye bırakır sözü. Değil mi ki bu coğrafya Istrati’nin memleketidir. Usta, geri çekilmesini bilir ve sahneyi Panait’e bırakır:

“Bu devedikenleri, karlar erir erimez, evcil mantarlar gibi küçük toplar halinde toprağın yüzünde görünürler. Bir hafta bile sürmeden dört bir yeri kaplarlar. Baragan hepsini sırtında taşır.” (Tarık Dursun K., Deve Dikeni)

Tarık Dursun K.’nın kurgusunda Istrati ona coğrafyayı gezdirir ve rüzgarın savurduğu dikenlerin yolculuğunu deneyimletir:

“Bana bir Romen köylü mendili verdi aldım, onun gibi yaptım; mendili ağzıma yüzüme kapattım. Yanıma sokuldu, koluma girdi. Rüzgâra karşı yürüdük.

(…)

Rusya rüzgârı (ben Rusya rüzgârı diyordum, o, Romence Krivatz rüzgârı diyordu) kızgındı, çıldırmış gibi esiyordu. Devedikeni toplarını kovalıyor, yetişip yakaladığı yerde altlarına girip havalara kaldırıyor ve darmadağın ediyordu hepsini de.” (Tarık Dursun K., Deve Dikeni)

Istrati’nin kitabında dikenlerin yolcuğu aynı zamanda o dikenlerin peşisıra yola düşen çocukların gelecek arayışının serüvenidir. Baragan’ın çevresindeki köylerde yaşayan çocuklar köyden ve aileden kopup gitmeyi isterler. Bekledikleri zaman, Rusya rüzgârının (Krivatz rüzgârının) esmesi için uygun ay olan Eylül’dür. Rüzgâr giderek şiddetini arttırıp dikenleri kökünden söküp götürmeye başladığında çocuklar da köklerinden sökülüp dikenlerin peşisıra yola çıkarlar. Bilinmezlerle dolu ve zorlu bir yolculuktur bu. Geri dönen de olur, direnip devam eden de. Dikenler bir bakıma aileden kopup giden çocukların bir metaforudur.

Tarık Dursun K., Panait Istrati’nin rehberliğinde dikenlerin yolculuğunu izler. Geceyi Baragan’da geçirirler. Çıkınlarındaki azığı yiyip sohbet ederler. K. yavaş yavaş hikâyenin perdesini indirmeye başlar: Panait, “rüzgârsız kalmış bir devedikeni gibi kendiliğinden yerinden kalkar” ve gider. Tarık Dursun K. arkasından bakar ve güçlü bir final cümlesi ile hikâyesini kapatır:

“Baktım ve gördüm. Baragan’ın bütün devedikenleri Panait Istrati’nin peşi sıra gidiyor, onu izliyorlardı; Azizlerini izleyen ilk Hıristiyanlar gibi.” (Tarık Dursun K., Deve Dikeni)

Biz Tarık Dursun K’nın Istrati sevgisine bir önceki kitabında[4] yer alan “Ustam ve Ben” hikâyesinde de tanık oluruz. Hikâyenin adı bile ne çok şey ifade eder. Bu metinde yazar, sevgili yazarının evini ziyaret etmek için Ibrail’e olan yolculuğunu anlatır.

“Deve Dikeni” hikâyesi, Tarık Dursun K.’nın Panait Istrati’ye bir saygı duruşudur. “Baragan’ın Dikenleri”ne bir naziredir. Tarık Dursun K.’nın bu hikâyeyi yazmak için eline kalemi alma nedeninin hem Baragan’a gitmek hem de “Baragan’ın Dikenleri”nin yazarıyla buluşma isteği olduğunu söylemek abartı olmaz kanımca.

Şöyle düşünün: Sevdiğiniz bir yazar ve o yazarın bir kitabı var. Hayaliniz, yazarınızla kitabın geçtiği coğrafyada birlikte olmak. İşte bu hayali gerçekleştirebileceğiniz biricik alan edebiyattır. Edebiyatın gücü ve büyüsü burada devreye girer. Hele bir de Tarık Dursun K. gibi yazarlığınızda 50 yılı geride bıraktıysanız böyle bir sahneyi kurgulamak daha da kolaylaşır. Ortaya çıtası yüksek bir hikâye çıkar. Biz okurlara ise iki usta yazarın buluşmasına vesile olan bir hikâyeyi okumanın keyfi kalır. Bu keyfin bir başka katmanı da Panait Istrati ve onun kitabına tekrar uzanmamızı sağlamasıdır.

Melih Elhan


[1] Tarık Dursun K., Hepsi Hikâye, Aykırı Yayınları, 2006.

[2] Panait Istrati, Baragan’ın Dikenleri, Varlık Yayınları, 1960.

[3] Panait Istrati, Kira Kiralina, Varlık Yayınları, 1966.

[4] Tarık Dursun K., Gâvur İzmir, Güzel İzmir, Dünya Yayıncılık, 2004.