Eve döneli henüz iki hafta geçti. On beş günlük kapanıp çalışma, düşünme, okuma ya da dinlenme kampından eve dönmek, insanın zihinsel üretimine verilen değeri bizatihi yaşamak, bir yazar açısından çok kıymetli. Ne döndüğünüz ev ne de siz eskisi gibi olmuyorsunuz. Amaç biraz da bu değil midir? Yazdıklarınızın, metinlerinizin gelişmesi, değişmesi bir yazar evinin yazara sunacağı en hoş şey olmalı.

Türkiye’de iki tane yazı evi var, ikisi de Nilüfer Belediyesi sınırları içinde. Size biraz bu yapıların tarihinden ve işlevlerinden söz edeyim.

Misi Yazı Evi

Misi Yazı Evi, Bursa’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Gümüştepe Mahallesi’nde 2018 yılından beri hizmet veren, sırtı ormana, yüzü Misi halkına dönük iki katlı eski bir Türk evi. Yaklaşık 217 metre kare kapalı alana, 130 metre karelik bir avluya, iki ayrı odaya, ortak çalışma ve etkinlik salonlarına, mutfak, çamaşır makinesi, kurutma makinesi, ütü, televizyon gibi olanaklara sahip dingin bir üretim alanı olan Misi Yazı Evi’nin odalarında tek kişilik yatak, çalışma masası, klima, banyo, dolap bulunuyor. Konuklar internet erişimi, sıcak su vb. hizmetlerden ücretsiz olarak yararlanıyorlar.

Nilüfer Yazı Evleri yazar, şair, çevirmen, akademisyen, editör ve araştırmacıları bir ev ortamında ağırlamak, dinginlikle çalışmalarını tamamlamalarına olanak sağlamak üzere hayata geçirilmiş. Dünyada sanata, edebiyata, kültüre değer veren pek çok ülkede benzerleri bulunan, çalışmak için ferah bir ortam özlemi duyan yazı emekçilerinin konaklayabilecekleri bu evler, Bursa’da tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Gölyazı ve Misi’de bulunuyor. Belediyecilik hizmetlerindeki vizyonu yalnızca binalar, caddeler, kentler değil, herkes için mutlu ve özgür bir yaşam inşa etmek olan Nilüfer Belediyesi, kapılarını açtığı yazı evleri ile bunu yazıya emek verenler için de yapabilmeyi amaçlıyor. Göl Yazı Evi ve Misi Yazı Evi’nin kapıları hem Türkiye’den hem de dünyadan gelecek konuklar için açık.

Misi Yazı Evi’nde Zaman

Yazı Evi’nin sorumluluğunu müthiş bir beceriyle organize eden Fatma Tekin’le Bursa’ya gitmeden önce tüm detayları konuşuyoruz. Beni Bursa Otogarında karşılayıp Misi Yazı Evi’ne götürüyorlar. Kısaca bilgi veriyorlar mekânın kullanımı hakkında, biraz dinleniyorum ve akşam tekrar buluşuyoruz. Nilüfer Kütüphaneler Müdürü Şafak Baba Pala da aramıza katılıyor. Edebiyat, sanat, günlük hayat, memleket derken günü bitirip evlerimize dağılıyoruz. Benim şu dünyadaki en güzel kolektif evim Misi Yazı Evi, aynı zamanda yalnız çalışabildiğim. Yalnız demişken, mutlak bir izolasyonu kaldırabilir, o koşullarda çalışmayı keyifli bulabilirseniz başvuru yapın mekânda kalmak için. Ben sosyal biriyim ve on beş günün sonuna doğru biraz zorlandım. Bu zorlanmayı nasıl aştığımı da anlatacağım. Yalnız çalışmaya alışkın olduğumu düşünürdüm ki öyleyim ama bu deneyim çok daha farklıydı benim için. Bu konuda genelleme yapmak zor, ben sadece ufak bir not düşmek istedim, herkesin çalışma alışkanlıkları başkadır.

Güzel bir uykunun ardından evi biraz daha keşfediyorum. Nerede, nasıl çalışırım, kitaplarımı, bilgisayarımı nereye konuşlandırırım diye düşünüp otuz saniyede mutfağı seçiyorum. Mutfağın pencereleri taş avluya bakıyor ve kapısını açtığınız anda avludasınız. Oturarak çalışacağım ve sigara içeceğim için açık havaya iki adımda çıkmak çok keyifli geliyor. Bahçeye koltuk ve sehpa koyarak kendime küçük bir dinlenme alanı yaratıyorum.

Fatma Hanım ikinci gün tekrar geliyor ve yiyecek alış verişine çıkıyoruz. Bayram tatiline denk gelecek şekilde çalışma planını özellikle ben seçtim, mutlak bir yalnızlık oluşsun diye. Ertesi gün Şafak, kızı Bilge Su ve Fatoş (Bir süre sonra Fatma Hanım’dan Fatoş’a geçiyorum) avluya kahve içmeye geliyorlar. Bir ihtiyacımın olup olmadığını soruyorlar. Bayram tatilinde Bursa’da olmayacakları için tedirginler. Onları gerçekten rahatlatacak şeyler söylüyorum. Sevgili arkadaşlarım Nilgün ve eşi Fatih, Şebnem ve Yağmur’un bana uğrayacaklarını, acil bir şey olursa onlara ulaşabileceğimi anlatıyorum. Hakikaten de geliyor arkadaşlarım, kısa ziyaretlerle nefesleniyorum.

Her ne olursa olsun, bu memleket, bu dünya ne kadar kararırsa kararsın, Şafak ve Fatoş incelikleri, nezaketleri ve entelektüel emekleriyle hep sol omzumdan bana bakacaklar, sağ olsunlar.

Bir de Musine Hanım’dan ve annesinden söz etmeliyim. Yazı Evi’ne yakın iki evde oturan komşularım olarak beni inanılmaz güvende hissettirdiler. Kadın kadının hakikaten yurdudur. Bu yazı aracılığıyla onlara da özel bir selam yollamak istiyorum. Yalnızlığımı aldılar, taş avludaki erik ağacının dibine bıraktılar. O yalnızlık benden sonra gelecek yazarlara Misi Yazı Evi’nde arkadaşlık edecek.

Öykülerim üzerine çalıştım on beş gün boyunca. Sırtım, boynum, bileklerim ağrıyıp ayaklarım uyuştukça taş avluya kendimi attım, yürüdüm de yürüdüm. Yazı Evi’nde bisiklet de var ama ben binmedim. Serde tembellik var biraz… Kendimi üst katın koltuklarından koltuklarına attım, uyudum, film izledim, zihnimdeki kalabalıkların nasıl yaşadığına bir kere daha bakındım.

Misi Yazı Evi’nden ayrılmadan bir gün önce, “Neden Feminist Okumalar Yapıyoruz?” başlığında bir etkinliği Nalan Karagöz’ün organize ettiği okuma atölyesinin katılımıyla gerçekleştirdik. Yine o güzelim taş avluda tartıştık, konuştuk. Tüm katılımcılara ve Nalan’a da özel olarak teşekkür ederim.

Şoför arkadaşım Gökhan ve Fatoş’la, Gölyazı’daki tarihi dokuyu, Gölyazı Yazı Evi’ni, Demirci Kütüphanesi’nde Nurçin Kasapoğlu ile sohbet edip tarihi bir hamamdan kütüphaneye dönüştürülen mekândaki çalışmaları dinledik, 607 yıllık Anıt Ağaç’ın bulunduğu İnkaya’yı gezdik ve son gün Bursa Otogarında vedalaştık. Misi Yazı Evi’ni kendi evim, yurdum gibi hissettim, ayrılırken hüzünlendim. Bir parçam orada kaldı ama ben zenginleşerek evime döndüm.

Bu yazı bir ahde vefa yazısıdır: Nilüfer Belediyesi’nin tüm ekibine, özellikle şoför arkadaşlardan Gökhan Sevinç’e, Yazı Evi’nin temizliğini yapan Hediye Hanım’a, Misi Köy’deki güzel insanlara, en çok da ormana, erik ağacına ve kuşlara…

Onur Bütün