Bazen özel olarak bir yazarın yazdıklarını okumayı daha çok istersiniz. Önceden okuduklarınız bir yana, son zamanlarda ne yazmış diye bir merak, yazarın zihninden geçenleri takip etmek gibi bir istek hasıl olur. Jose Eduardo Agualusa benim için böyle bir yazar. “Unutmanın Genel Teorisi” romanını okur okumaz ismini aklımın bir köşesine yazmıştım, önceki kitabı gibi yine Timaş Yayınları etiketiyle çıkan “Yaşayanlar ve Diğerleri”ni de hemen okumak istedim.

Bir grup Afrikalı yazar bir edebiyat festivali için Mozambik Adası’nda bulunurlar. Başta her şey olağan görünür. Fakat kasırga çıkar, yazarlar ve ada halkı adada mahsur kalır. Bana göre bu kadar yazarın bir arada ve mahsur kalmaları yeterince kaotik bir durum zaten fakat Agualusa bununla yetinmemiş. “Yaşayanlar ve Diğerleri” katman katman hikâyelerle dolu bir roman. Her yazarın kendi yazdıkları, dünyayı anlama biçimleriyle tanışmak başlı başına ilginç, üstüne bir de bir anda karşımıza çıkan hayal mi gerçek mi anlaşılmayan karakterler eklenince…

“Yaşayanlar ve Diğerleri” büyülü gerçekçi bir roman:

“Her şey böyle başladı: Gece şimşeğin muazzam ışığıyla parçalara ayrıldı ve ada kendini dünyadan kopardı. Bir dönem bitti, diğeri başladı. O anda hiç kimse bunun farkına varmadı.”

Jose Eduardo Agualusa

Altı gün gibi kısa bir süreye yayılan bir roman “Yaşayanlar ve Diğerleri” ama bu süre için fazla karakterle tanışıyorsunuz. Her bir yazarın kendini tanımlaması, karakterlerindeki yansımaları, var olmaları, oldukça ilginç ve başarılı kurgulanmış. Yazarların kendilerini tanımlamaları, bu altı gün sonunda kendileriyle yüzleşmeleri roman için ufak bir detay aslında ama çok yerinde. Agualusa büyülü gerçekliği ve okurun kafasını karıştırmayı, bulandırmayı seviyor. Sadece yazarların egoları, yazdıkları, yaşadıklarına dair bir roman okuma ihtimalimiz varken bunu bir adada tüm dünyayla bağlantının kesildiği bir dönemde yaparak gerilimi arttırıyor ama bununla da yetinmiyor. Yazarların yazdıkları karşılarına çıkıyor ama metin olarak değil, yarattıkları karakterler de onlarla beraber adada. Bu durum yazarlar gibi okurun da kafasını karıştırıyor, şimdi tüm bunlar gerçek mi yoksa hayal mi?

Adadakiler hem bu aniden çıkan kasırgadan nasıl kurtulacaklarını düşünüyorlar hem de dünyayla bağlantılarının kesildiği bir dönemde ortaya çıkan insanlar onlara ürkütücü geliyor. Kasırgadan hiç etkilenmiyorlar, binalar yerle bir olmuyor, hayati tehlikeleri yok, sadece elektrik kesintisi ve bir süre sonra yeterli yiyeceklerinin kalmayacağı gibi sorunlar var. Fakat gizemli insanlar ve ilginç olaylarla beraber daha ne kadar süre bu şekilde devam edebileceklerini düşünüyorlar. Tüm bunların ne kadarı gerçek ne kadarı hayal? Peki tüm bunları adadaki yazarlardan biri yazıyorsa, diğerleri de bu yazılanı yaşıyorsa…

“Unutmanın Genel Teorisi” benim sevdiğim bir kitaptı, bu yüzden “Yaşayanlar ve Diğerleri”ni de okurken aynı tadı aradım. Yazar bu romanda da tarzından ödün vermemiş. Sadece bunca karakter, büyülü gerçeklik ve detay zaman zaman dağınık geldi ama yazarın bunu bilinçli yaptığını da düşündüğüm oldu. Zamana düzlemsel olarak bakmadığını Albert Einstein’ın kız kardeşine yazdığı bir mektuptan alıntı yaparak itiraf etmiş yazar, zaten zaman zaman ne yapmak istediğini de anlatıyor. Sonuçta adada zaman geçirdikçe kaygılanan insanlar için bu bulanıklık ve dağınıklık da normaldir, öyle değil mi?

Peki her şey bittiğinde ne oluyor, işte hepsinin noktalandığı yer de romanın bütünü kadar ilginç:

“Adam ve yarattığı karakter birbirlerine bakarlar. Adam gergindir, suratı asıktır. Yarattığı karakterse vahşi eyaletleri ziyaret eden bir prensin zarafetiyle gülümser.”

“Yaşayanlar ve Diğerleri” yazmak üzerine güzel detaylar içeren ve birbirinden ilginç anlatılarla dolu bir roman, karakterlerin yazmakla ve edebiyatla kurduğu bağları okumaktan çok keyif aldım. Agualusa’nın tıpkı “Unutmanın Genel Teorisi”nde yaptığı gibi zaman zaman gerçek hikâyeleri anlatarak ilerleyişi hoşuma gitti. Büyülü gerçekliği seven okurların da hoşuna gidecektir. Bu romana dair sevdiğim detaylardan biri de Bengi De Sa Matos Paixao’nun romanı Portekizce aslından çevirmiş olması. Dil olarak oldukça kolay okunan bir roman “Yaşayanlar ve Diğerleri” fakat kurgusal anlamda takip etmesi zorlaşabiliyor, bu yüzden romanın orijinal dilinden çevrilmesi okur olarak tatmin etti beni.

Esra Karadoğan