Edebiyat ortamımız, ülkemizin hali pür melalinden farklı değil. Yani, kaos hâkim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az vesaire. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştık. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Mehmet Akgül

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Kitapsız bir hevesli? Bu ifadenin tam olarak neye tekabül ettiğini anladığımı sanmıyorum. Ama şunlar sanki bu ifadeyle ilgili. İlkokul 4. sınıfta, öğretmenimiz, sınıfımızı okulda, kitapların olduğu bir yere götürdü, orada hepimize kitap verdi. Okuduğum o ilk kitabın adını ve yazarını hatırlamasam da kitapta anlatılanları sevmiştim. Denizden ve gemiden bahsediyordu. Belki Jules Verne kitabıydı, bilmiyorum. Ortaokulda kitap okumadım. Öyle hatırlıyorum. Lisede bayağı okudum. Hiç kimse kütüphane diye bir kurumdan bahsetmemişti, onu kendim keşfettim ve lisedeyken kütüphanede bayağı vakit geçirdim. Üniversitede de bayağı okudum. Türkçe Öğretmenliği Bölümü’ndeydim ama okumam, bölümüm nedeniyle değildi, okumayı seviyordum. Okudukça yazma isteği de doğdu diyebilirim. Nihayetinde işte kitabımız ortaya çıktı.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Varsa (!) öykü türünde yeteneğim var. Roman ya da başka türler için onları bir denemem gerek. Bir ara şiiri denedim. Hâlâ da deniyorum. Arkadaşım Yusuf var, onun aracılığıyla 2012’de, Salinger’i tanıdım. Öyküye beni çeken, Salinger’in anlatımı, dilinin sıcaklığı ve büyüleyiciliği oldu. Bana göre kitapla iç içe olan, Salinger’i okuyunca bir şeyler yazmak ister. Ben ne zaman Salinger’i okusam yazdım, yazmaya çalıştım. Sait Faik de bende öyle, onu okuyunca da yazmak istiyorum. Bir de Thomas Bernhard var. Onda da öyle. Bernhard gibi yazmayı çok isterdim. Artık, yazılan da roman mı, anlatı mı olur, yoksa yine öykü mü, bilmiyorum tabii.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Kitabım çıkacaksa bunun bir gün ne olursa olsun gerçekleşeceğini biliyordum. Öykülerimi seviyorum ben. Onlara güveniyordum. Belki beğenmeyen de çıkacaktır, yapacak bir şey yok. Kendime, “Bu öyküler bir gün iki kapak arasında olacak.” diyordum. Vacilando’dan Mustafa Bey, yayımlanan bir öyküm hakkında beğenisini belirtince kendisiyle iletişime geçtim. Öykülerimi gönderdim; takdir ettiler, beğendiler, böylece Vacilando’nun mütevazı yolunda buldum kendimi.

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Yayıncılık dünyası adına editörüm demeliyim ama ben editörüm demeyeyim. Benim gördüğüm; bana yol gösteren, yardımcı olan, gayet mütevazı bir insan olan Mustafa Bey’di. Karşımda bir editör olsaydı, bu kitap çıkmazdı. Az kahrımızı çekmedi Mustafa Bey, hâlâ da Mustafa Bey’in başını ağrıtıyorum! Kendisine sizin aracılığınızla buradan gönül dolusu sevgilerimi gönderiyor, teşekkürlerimi iletiyorum. Sağ olsun…

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?

Pek bir şey değişmedi. Kitap bizi mutlu etti, sevindim. Öykülerimin Mustafa Bey ve Vacilando tarafından kabul görmesi, benim için yeterli oldu. Mustafa Bey ve Vacilando, yazma konusunda, kitap vesilesiyle, “Bu adamda (eril bir dil oldu galiba bu!) bir şeyler var.” demiş oldu. Bu, bana yetti. Umarım vardır, onların bu inancı boşa çıksın istemem.

Telif aldınız mı?

Evet.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

İşim dolayısıyla mutfağa ancak fırsat buldukça uğradım. Her mutfağa da ha deyince girilmiyor. Her aşçıbaşının da bizim işimizi beğeneceğinden şüpheliyim. Bundan ki dergilere pek uğramıyorum. Ama hakkını teslim etmeliyim, vakti zamanında Edebiyat Ortamı dergisi, gönderdiğim yazıların yayımlanması konusunda beni neredeyse hiç kırmadı, sağ olsunlar.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yakın çevrenizin, okuma-yazma uğraşınıza ilişkin tavırlarında değişiklik oldu mu? Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı? Kitap size bu anlamda bir özgürlük alanı kazandırdı mı?

Bu ilk kitap. Devamı gelir mi, belki. Bu ilk kitaptan hayatım adına herhangi bir şey alacaklı değilim. Belki daha ona benim borcum vardır, o nedenle gözden kaçan hatalar, eksikler varsa, onları tespit edip olursa başka bir baskıda “Bir Adam ve Kill Bill Islığı”na borcumu ödemeye çalışacağım. Kitap çıkınca en fazla şunu hissettim: Çevremdekiler şaşırdı. Çevremdekilerin tasavvurunda, yazar olması gereken kişi ya da kişilerin nasıl olduğunu merak etmiyorum desem yalan olur. Tuhaf!

“Yazıyla ilişkinizde ciddi olduğunuza ikna oldular mı?” sorusuna gelince… Yazdığımı bilen öteden beri, arkadaşım Yusuf’tu. O, zaten bana inanıyordu. Bir de velim Emine Hanım var, o da öteden beri bir gün kitabımın çıkacağına hep inanırdı. Buradan öykülerimi severek takip eden ve her zaman kitaplaşması gerektiğini söyleyen Meral Çiçeklidal’a da ayrıca teşekkürü bir borç biliyorum.

Peki, bundan sonra?

Yazmaya devam edebilirim. Yazma isteği içimde hep var. Öykü de yazı da bende yanardağ patlaması gibi. Beklerim, beklerim; gün gelir, yazarım. Yazmam için bir sıkıntı, bir güzellik, toplumda görülmeyen, önemsenmeyen ama görülmesi gerektiğine inandığım bir olay, olgu çoğu zaman masa başına oturmam için benim adıma yeterli oluyor. Mustafa Bey gibi, fazla değil, iki üç kişi bile, “Siz yazmaya devam edin, biz okuyalım…” derse tabii ki daha da şevkle yazacağımı düşünüyorum ki bu, bir yerde de yazacaklarım için referanstır.

Bu arada kitabımızı okuyan, olumlu-olumsuz eleştirisini bizden esirgemeyen herkese şimdiden teşekkür ederim.