Melih Elhan, Sevim Burak’ın mektuplarında bir keşif gezisine çıkıyor ve bize Nebahat Hanım’ı tanıtıyor.

Uzun bir süredir mektuplardan söz eden kalmadı. Ne mektup yazıyor ne de mektup alıyoruz. Ama yazar mektuplarına ilgide bir azalma yok. Her okurun bu mektupları okuma sebebi farklıdır. Bense yazar mektuplarını okuduğumda bir fenerin aydınlattığı bir yola girdiğimi hissederim. Yola devam ederken aldığım notlar yolun sonunda bir metne dönüşür.

Sevim Burak’ın oğlu Karaca Borar’a yazdığı mektupları okurken yine böyle bir yola girdim. Bu kez fenerin aydınlattığı yolda karşıma Nebahat Hanım çıktı. Kimdi Nebahat Hanım? Peşinden gitmemi sağlayacak kadar söz ediyordu yazar kendisinden. Yazdıklarından Sevim Burak’ın hayatında önemli bir yere sahip olduğu anlaşılıyordu. Mektuptan mektuba geçtikçe Nebahat Hanım’ın resmi daha bir netleşti. Tanımaya başlamak için gerekli ilk bilgileri Nilüfer Güngörmüş’ün kitabı getirdi bana: A’dan Z’ye Sevim Burak, YKY. Güngörmüş, Nebahat Hanım’ın Sevim Burak’ın ablasıyla aynı iş yerinde çalıştığını, daktilo kullanmakta usta olduğunu ve Burak’ın hikâyelerini daktilo ettiğini söyler.

Sevim Burak ise oğluna yazdığı mektuplarda, yazdığı hikâyelerden, romanlardan söz ederken mutlaka Nebahat Hanım’ın adını geçirir. Bazen daktilo başında sabahlara kadar birlikte çalışırlar. O olmazsa işlerin yürümeyeceğini söyleyip hakkını teslim eder. Hatta Nebahat Hanım’ın evinden ayrılıp kendisiyle yaşamaya başladığını da parantez içinde ekler mektuba. (Mektup 17 Mayıs 1982’de Erenköy’den gönderilmiştir.)

Bir başka mektuptan öğreniriz ki yazarın Yanık Saraylar kitabındaki “daktilo kız” tipi Nebahat Hanım’dır. Burak tuhaf bulur bunu: “Hem benim hikâyelerimin kahramanı hem de onları daktiloya yazan insan.” Aynı mektuptan öğreniriz ki yazarın yeni çıkacak olan Afrika Dansı kitabındaki “Bir Gece Yemeği” adlı öyküsü de Nebahat Hanım’ın hayatını anlatır. Sevim Burak bu öykünün müthiş kazık bir öykü olduğunu, herkesin anlayacağı bir öykü olmadığını ancak dilbilimcilerin çözebileceğini söyler. (Ekim 1982 tarihli, Kuzguncuk’tan gönderilen mektup)

Sevim Burak yeni bir piyes yazıyordur. Piyesin eksiklerini Nebahat Hanım’a daktilo ettirdiğini yazar oğluna. Onun kendi derdi olmasına rağmen kendini kıramadığını da ekler arkasından. (“25 Ekim Pazar-Kuzguncuk” ibareli mektup)

20 Kasım 1982 tarihli mektubunda Nebahat Hanım’ı oğluna, “teyzenin Ticaret Odası’ndan daktilo arkadaşı” diye hatırlatıp Yanık Saraylar’ın karakterlerinden biri oldu diye ikinci kez vurgular.

Romanın (Ford Mac I) çalışmaları sürüyordur. Yine Nebahat Hanım, Erenköy’deki evde 15 gündür daktilo kısımlarını temize çekmekle uğraşır. Oğlunun romana yaptığı desteği de öğreniriz bu mektupta: “Senin araba ile ilgili mektuptaki şeyleri – otomobil markalarını ve yarışları aynen aldım.” (9 Aralık Çarşamba 1982, Erenköy). Mektubun ilerleyen bölümlerinde Nebahat Hanım’ın 15 gündür kendisinde kaldığını, romanı temize çektiğini ve bitene kadar kalacağını tekrar vurgular.

11 Ocak 1983 tarihli mektupta yazarın çalışma temposuna tanıklık ederiz: “Tam bir ay sabahları 06.30’da yattım ve iki saat uykuyla çalıştım ki KONSANTRE OLDUĞUM KONUYU KAÇIRMAYAYIM DİYE.” Aynı anda ikinci bir kitabın da tezgâhta olduğunu anlarız: Palyaço Ruşen. Yeni kitabını da Nebahat Hanım’ın yardımıyla yazıldığını söyler:

“O KADAR HIZLI DÜŞÜNMÜŞÜM VE DE NEBAHAT TEYZENİN PARMAKLARI BUNA YETİŞEREK – BİZ İKİ TANE BİRDEN (tersi ve yüzü) gibi iki yüzlü – iki tarafta elli – ve iki taraflı düşünen bir PALYAÇO RUŞEN – yazmışız. Birini ikincisinden zorlukla ayırarak numaraladım ve hazırda bekliyor şimdi.”

Sevim Burak

Yine aynı mektupta Sevim Burak’ın çalışma yöntemini okuruz, ilginç bir yöntemdir bu. Daktilodan çıkan sayfalar kesilip bir montaj mantığıyla alt alta, üst üste yapıştırılır. Yerlere halının üzerine fal açar gibi yan yana konur. Bazen tutmaz, tutana kadar uğraşır bazen ev dar gelir diğer odaya koşar. Nihayet aradığını yakaladığında kurduğu biçimi bozar, iğneleri söker, başkalarını iğneler. Sadece halıları değil, perdeleri de kullanır. (Bu perdeler şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde kurulacak olan Edebiyat Müzesi’nde yerini aldı. Oğlu Karaca Borar geçtiğimiz aylarda Sevim Burak’ın fotoğrafları, mektupları, kitaplarının yanı sıra bu meşhur perdeyi de müzeye bağışladı.)

Mektup devam eder, Nebahat Hanım “Yeni yeni kağıtlar (lüle lüle saç lülesi gibi kağıtlar) kor daktilosuna. Başka saç lüleleri üreterek Palyaço Ruşen biter. İşte bütün öbürküler…”

Yani yazar yoğun bir tempoyla, sağlığını düşünmeden çalışır. “DEMEK ANNEN SAĞLIĞINI DÜŞÜNMEZSE BİR AYDA BİR BÜYÜK ESER ÇIKARABİLİYOR”

Sevim Burak montaj konusuna mektuplarında tekrar tekrar döner. Çünkü onun yazma stilidir bu. 11 Şubat 1983 tarihli mektubunda montajın yorucu olduğunu, uzun sürdüğünü, her türlü montaj mümkün olduğu için bu mümkünün içinde bir tanesini seçmenin güç olduğunu söyler. Montajları yine daktiloda Nebahat Hanım alt alta getirip yazmaktadır.

Oğlunun arkadaşı Oya’ya yazılmış ama gönderilmemiş bir mektuptan Palyaço Ruşen’i bitirdiğini öğreniriz. Yine tam bir buçuk ay Nebahat Hanım’la birlikte sabahlamıştır Sevim Burak. Gündüz aklı başında değildir. Öyle yoğun ve yorucu bir tempo ile çalışırlar ki adeta makine gibi yaşarlar. Artık kendini insan gibi değil Nebahat Hanım ile birlikte bir kafa ve bir yazı makinası gibi görür.

İşte mektuplardan ortaya çıkan Nebahat Hanım’ın hikâyesi. Hem yazarın bazı hikâyelerinin kahramanı hem de onları daktiloya çeken insan olarak çok da rastlanmayan bir portre. Ve ortaya bir kafa ve yazı makinası uyumuyla çalışılıp daktiloda saç lüleleri üreterek yazılan eserler…

Okuduğum tüm mektupları düşünüyorum da mektup sadece hitap edilen kişiye mi yazılmıştır, asıl muhatabı biz okurlar neden olmayalım? Mektuplarda kurulan cümleler o kadar çok şey yüklenmiştir ki neredeyse yazarın hayatına –tamamına olmasa bile– tanık kılar bizi. Okudukça yazar ve okur arasındaki mesafeyi kısaltır mektuplar. Okudukça yazardan uzakta bir okur olan konumum yazarın çalışma masasının yanındaki koltukta oturan birine dönüşür, öylesi bir yakınlık. Okuduğum mektuplar çoğaldıkça oturduğum o koltuklar da çoğalır.

Mac I’dan Mektuplar’ı okuduktan sonra gözümün değdiği her Sevim Burak cümlesinde arka planda Nebahat Hanım’ın daktilo sesi de benimle olacak artık.

Yanık Saraylar’dan bir alıntı ile bitireyim:

“Kendi ismiyle yaşama katıldığı gün SİMSİYAH DAKTİLO ÖNLÜĞÜNÜ üstüne giydiği dakikayı … düşündü. Makinasının başına geçip oturdu. HAVUZ FISKİYE TREN yazdı. Gene uzun bir gün başlayacaktı.”

Melih Elhan